My Pavyon by Cenk Eren
25 yıllık şarkıcılık kariyerinden sonra Levent’te açtığı “My Pavyon by Cenk Eren” ile işletmeciliğe soyunan Cenk Eren’in mekânına konuk olduk. Eski pavyonları günümüze taşıyan Eren, “Ben pavyonlardan bugünlere gelmiş bir sanatçıyım, belki de o yıllara vefa borcumu ödüyorum” diyor. ışte ünlü sanatçının pavyon hikâyesi…
My Pavyon, meslek hayatının final mekânı diyebilir miyiz?
- Final gibi gözüküyor Semacığım. Çünkü ben, sekiz yıl aradan sonra sahneye çıkıyorum. Hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım.
Ben seni sekiz yıl önce kuliste ağlarken bırakmıştım. Ağlıyordun, çünkü mutsuzdun, ne yapacağını bilemez bir haldeydin, tıkanmış durumdaydın…
- Evet, gerçekten öyleydim. Tıkanmıştım. Artık kendi mekânımda şarkı söylemek istiyordum. Ve bu kadar samimi bir yer bulmak, bu konsepti yaratmak istiyordum. Çünkü benim hayatımda pavyonun önemli bir yeri var. Ben Ankara’da yıllarca pavyonda çalıştım.
Şarkıcılığa pavyonda çalışarak mı başladın?
- Aynen… ılk olarak 1983 yılında, içinde konsomatrislerin olduğu bir pavyonda şarkı söyledim. Pavyondu ama son yıllarda gördüğümüz bu barlardan, gece kulüplerinden daha kaliteliydi. Eğer pavyonda kadınların masalarda oturup içki içmeleri kalitesizlikse, şu an daha beteri var. O kadınlar o masalarda oturup, sadece içki içebilirdi. Öyle müşteriyle falan kalkıp gitmezlerdi. Bu mümkün değildi yani…
AFET, OLAĞANÜSTÜ GÜZEL BİR KADIN
Güzel miydi kadınlar?
- Çok güzeldi Sema… Ve bütün kadınların hayat hikâyeleri çok enteresandı. Ben o yıllarda hiç bilinmedik bir şarkıcıydım ve çok zor iş bulurdum. O dönemin çok önemli bir solisti vardı, bütün pavyonlar onu kapışırdı. Adı Afet’ti. Afet, muhteşem bir ses, olağanüstü güzel bir kadındı. Nedendir bilinmez, bana kol kanat gererdi. Çalıştığı yerlerde beni kadroya aldırırdı. Yeni bir şarkıcı olduğum için beni hiç kimse istemezdi. Afet, yıllarca beni yanından hiç ayırmadı. Onun sayesinde ekmek parası kazandım. Aklımda son üç yıldır bu proje vardı. Bu yıl bu düşüncemi hayata geçireceğim zaman, Afet’i aramaya başladım. Ve izini uzun araştırmalar sonucu buldum.
Nerede buldun?
- Afet, Anadolu’da bir kasabada yaşıyordu. Her şeyi bırakmış, orada terzilik yapıyordu. Yanına gittim, beni görünce çok şaşırdı. 54 yaşına gelmiş ama hâlâ çok güzel. “Afet ben pavyon açıyorum” dedim, “Aman ben o işleri bıraktım, istemem” dedi. Tabii durumu anlattım. İstanbul’da bir kulüp açtığımdan, kendisinin de orada şarkı söylemesini istediğimden falan söz ettim. Bir şekilde ikna ettim ve tuttum kolundan, buraya getirdim. şimdi benden önce sahneye çıkıyor. Burası açılalı yaklaşık bir ay oldu, bu sürede bin kişi gelmiştir sanırım. O bin kişinin bini de Afet için “Bu ne muhteşem ses! Bu ne hanımefendi şarkıcı!” diye iltifatlar yağdırıyor. Afet, bir anda İstanbul’un sevgilisi oldu. ışte baktığınız zaman, pavyonlardan böyle şarkıcılar çıkıyor. Onun elinden zamanında birileri tutsaydı, inanın bugün üstüne kimse geçemezdi. şimdi biz onunla çok keyifli bir şey yapıyoruz. Benden önce çıkıyor, şarkı söylüyor, eğleniyor. Gittiği yere kadar böyle gideceğiz. Daha sürprizlerim var. 4-5 kişiyi daha İstanbul’a getireceğim, onları da müşterilerime seyrettireceğim.
ŞİMDİKİ KULÜPLER DAHA KALİTESİZ
Biraz önce dedin ki, şimdiki gece kulüpleri o dönemin pavyonlarından daha fena, daha kalitesiz… Biraz açalım mı bunu, eğlence hayatında neler değişti Cenk?
- 1950’li, 60’lı yıllarda pavyonlara insanlar aileleriyle birlikte gidermiş. Canlı müziklerin olduğu eğlence mekânlarıymış pavyonlar. 1960’tan sonra işin içine böyle konsomatrisler falan girince, adı kötüye çıkmış. Sadece erkeklerin gittiği, kadınlarla oturup içki içtiği bir mekân haline gelmiş. Ne olmuş yani? Erkek gitmiş, kadınlarla içki içmiş. Olay orada bitiyor zaten. şimdiki zamana gelelim… Erkekler gece kulübüne gidiyor, kadınlarla beraber içki içiyor, sonra geceye devam ediyorlar. Pavyonda böyle bir şey asla olmaz. Geceye devam edilmez… O zaman pavyon kötüyse, tamam kötü. Ben o kötü pavyonu tekrar burada açtım. Bir de pavyonlarda asla kavga gürültü olmaz. ınanılmaz bir saygı vardır. Kimse kimseye yanlış bir şey yapmaz.
Ankara’daki pavyon hikâyelerini merak ediyorum aslında…
- Çok hikâyem var. Mesela benim çalıştığım dönemlerde pavyonlarda çok önemli isimler vardı; Bedia Akartürk, Müslüm Gürses… Çok kaliteli yerlerdi pavyonlar. Neden biliyor musunuz, pavyonda sahne alabilmeniz için çok iyi şarkı söylemeniz gerekirdi çünkü. Kötü sesli kimse pavyonda sahne alamazdı.
Seni en çok ne etkilemişti peki?
- Bir Asuman Abla vardı. Çok iyi Türk sanat müziği sanatçısıydı ve beni çok kollardı. Bundan sekiz yıl önce bir arkadaşım kanser olmuştu ve tedavi görüyordu. Onu ziyaret etmek için hastaneye gittiğimde, yan tarafında yatan hasta dikkatimi çekti. “Bu hanımı nereden tanıyorum” diye düşünürken, Asuman Abla olduğunu fark ettim. Hemen gidip kendimi tanıttım. O kadar şık, o kadar güzel bir hanımdı ki, sana anlatamam. Oturup sohbet ettik ve bana, “Sende vardır, bana eski resimlerimden bulabilir misin?” dedi. Ankara’da annemin evinde aradım ve resimlerini buldum, İstanbul’a getirdim. Resimdeki hali çok güzeldi. Üzerinde göğüs dekoltesi olan çok şık bir tuvalet vardı. “Asuman Abla bu resimleri neden istedin?” diye sorduğumda, “Ah Cenkciğim, benim artık göğüslerim yok” dedi. Bir süre sonra da vefat etti zaten. O anı hiçbir zaman unutamam. Çalışma şartları tabii ki zordu. Belli bir saatten sabahın körüne kadar oturup, dert dinliyorlar, sohbet ediyorlardı. Hepsinde gördüğüm tek bir şey vardı, çocuklarını bu alemden uzak tutuyorlardı. Çoğunun çocukları zaten annelerinin pavyonda çalıştığını bilmezdi. Ve inan Semacığım, hepsi çocuklarını en iyi okullarda, yurtdışında falan okuturdu. Kimse, pavyonda çalışan insanlara namussuz diyemez. ıçlerinde tabii ki çürük elmalar vardır ama genelinde hepsi çok namusluydu.
İÇİNDE BİR TEK KONSOMATRİS EKSİK
Bir anlamda pavyon, senin de hayatın…
- Kesinlikle! O yüzden açtığım mekânın adı bilmem ne kulüp değil de pavyon. Neden pavyon? Belki de geçmişle yüzleşmek, hesaplaşmak istedim, bilemiyorum… Ben hiçbir zaman pavyondan geldiğimi söylemeye utanmadım. Çünkü önemli olan, nereden geldiğiniz değil, nerede olduğunuzdur. Ben burada bir samimiyet gördüm. Bir kere kadınlar pavyonu çok merak ediyor ama gidemiyorlardı. Ben de “ışte merak ettiğiniz pavyon bu” dedim ve bildiğiniz pavyonu açtım. ıçinde bir tek konsomatrisler eksik, o kadar. Var da, onlar cansız mankenler. (Gülüyor) Dekorundan mönüsüne kadar bildiğiniz pavyon burası. Yanar dönerli meyveleri geliyor, alevli çam fıstıkları geliyor, şampanyalar açılıyor vs…
Burası pahalı bir pavyon mu?
- My Pavyon, pahalı bir mekân değil. Burada fiyatlar 125 ile 150 TL arasıdır. Onun üzerinde bir fiyat gelirse, buradan söylüyorum gelip beni bulsunlar.
Pavyon kapatma raconu vardır ya, burası da kapatılabilir mi?
- (Gülüyor) Kapatılabilir ama gruplar kapatabilir. Öyle bir kişi, iki kişi kapatamaz. şimdi 80 kadın toplanıp, “pavyon kapattık” diyerek, burayı kapatıyor. Çünkü gelip, rahat rahat eğlenebiliyorlar.
Sen uzun yıllar ızzet Çapa ile çalıştın. ızzet senin mekânına geldi mi?
- Beni ilk arayıp, tebrik edenlerdendir ızzet. Geçtiğimiz haftalarda geldi, rezervasyonsuz olduğu için yer bulamadı, sinirlendi. “Yer yok işte” dedik. ızzet benim kadim dostumdur. Hatta ondan fikirler de alırım. O, İstanbul’un eğlence hayatının nabzını tutar. Gece hayatının dahi çocuğudur. Benim öncelikli işim, şarkıcılık. ızzet, işletmecidir. Ben burada hem şarkıcılık hem de işletmecilik yapıyorum ama İstanbul çok büyük, herkese yeter.
ŞUBELER AÇMAYI HEDEFLİYORUM
Şubeler açmayı hedefliyorum. My Pavyon’u yazın Çeşme ve Bodrum’a götürmeyi düşünüyorum. Ama İstanbul’da farklı isimlerle değişik yerlerde pavyon açacağım. şimdi, önümüzdeki yıl için başka bir projem var. Başka bir eğlence tarzı olacak ama o da çok ses getirecek. ınsanların “aa biz nasıl gideceğiz” diyecekleri bir mekânı İstanbul’un göbeğinde açacağım. Ben sevdim bu işletmeciliği. Tabii yanımda Ali Sayar ile Sabi Totah var. Onların desteği de çok büyüktür. Ben hep sahne üzerinde geliştim ve büyüdüm. Hayatta yapabildiğim en güzel şey, şarkı söylemek ve eğlendirmek. Ara sıra kızıp bırakmak istiyorum ama sahne üzerinde ölmek istiyorum. Öyle de olacak galiba. (Gülüyor) Her şeyi bir kenara bırakın, ben burada 100-150 kişiye ekmek parası kazandırıyorum. Bu çok büyük bir hazmış. Burada benimle birlikte çalışan personel gözümün içine bakıyor ve o kadar mutlular ki. Çünkü ailelerine ekmek götürebiliyorlar. Ben şimdi daha çok mekân açıp, daha çok insana iş kapısı olmak istiyorum.
ANNEM PAVYONA DÜŞTÜM DİYE ÜZÜLDÜ
Basında pavyon haberleri falan çıkmaya başlayınca annem aradı, “Oğlum Ankara’ya gelir misin?” dedi. Ben de telaşlandım tabii, bir şey oldu zannettim. Neyse, eve vardım, annem karşısına aldı beni, bir zarf uzattı. Zarfı açtım, baktım içinde para var. “Bu ne anne?” dedim. Bir iç geçirip, “Oğlum, baban çok üzüldü. Yine pavyonda çalışmaya başlamışsın. Paran yok galiba, al bununla idare et, biz sana yine yardım ederiz” dedi. (Gülüyor)
Bize gaz vermeye çalışmayın
26 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Güncel Haberler
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında partililere seslendi. Konuşmasında yandaş medyayı uyaran Erdoğan, ‘Bize gaz vermeyin. Biz ne yapacağımızı iyi biliriz’ dedi.
İşte Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Türkiye genelinde yaşanan kış şartları vatandaşlarımıza zorluklar yaşatıyor. Valilerimiz ve belediyelerimiz önlemlerini önceden aldı ve almaları için rica ediyoruz.
Türkiye’de kış devam ederken biz bu şartlara aldırmadan açılışlar gerçekleştirdik. Soğuklara rağmen Elmadağ rampalarını açtık, 223 trilyon harcadık. Her zaman söylüyoruz, Biz Ferhat’ın, milletimiz Şirin ve biz ona ulaşıyoruz. Ölüm rampaları bitecek. Yollar düzeliyor.
Medya bunları anlatmıyor, işlerine gelmiyor. Nerede olumsuzluk görsün onu anlatıyor. Bir de bu güzellikleri gör ama işine gelmiyor, gel şunu bir anlat. Milletimizin bu gurura ihtiyacı var. Diğer tarafta bir çeşme açarlar, onu sürekli gösterirler. Ama bu millet bunu yutmayacak. Biz görevimizi yapıyoruz.
Şu anda bölünmüş yol 17.500 km’ye ulaştı. Ziya Paşa’nın da sözü şu: “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri” Biz bu eserlerle yad edileceğiz. 26 ayrı tesisi hizmete açtık. Tek merkezden bu açılışları yaptık. Her törende de halkımız soğuk havaya rağmen bizimle birlikte olmuştur, çok teşekkür ediyorum.
ANKARA’DA KAOS, BİZ İŞ ÜRETİYORUZ
Ak Parti’nin Türk siyasetine iktidar olmaya kazandırdığı tarz budur. Neyi hedeflediğimiz, Türkiye’yi nereye taşımak istediğimiz eserlerimizde kendisini anlatıyor. Şu an da 81 vilayetine eser kazandırmış bir Ak Parti var. Biz bugüne kadar eserlerimizle konuştuk, yaptıklarımızla konuşmaya da devam edeceğiz.
Ankara’daki tartışmalara takılsak ne olacak. Onlar burada kaos üretiyorlar, biz iş üretiyoruz. Onlar yapay tartışma yaratıyor biz çalışıyoruz. Onlar yıkıyor biz yapıyoruz, farkımız bu. Biz ne olduğumuzu ne olmadığımızı ortaya koyuyoruz. Bizi yıpratmak isteyenler gerginliğin temsilciliğini yapıyorlar. Bizi karalamaya çalışanların sicili kara lekelerle dolu.
TEK PARTİ DEYİNCE AKLA CHP GELİR
Tek parti zihniyetçiliğini kimin yaptığı bellidir. Şüphem yok biliyorsunuz. Bu ülkede çetelerin avukatlığını kimin yaptığı ortadadır. Muhalefetin vekilleri avukatlık için Silivri’den hiç ayrılmıyorlar.
Bu ülkeden tek parti deyince akla CHP gelir. Önce aynaya bir bakın, kimi göreceğiniz belli olur. Biz sandıklardan geldik. Bunu vatandaşım çok iyi bilir. Biz şeffaf olarak geldik.
Bu ülkede tahammülsüzlük, gerilim, kriz deyince akla kimin geldiği belli. Demokrasiye seyirci kalanlarda açık seçik ortadadır. Milletim maske altındaki yüzleri çok iyi biliyor. Maskeler ve maskelerin arkasındaki yüzler bellidir. Neden CHP’ye bu ülkeden iktidar verilmiyor. Çünkü halk illallah demiş. Bunlar yamalı siyaset yapıyorlar.
Çok önemli bir süreç içinde geçiyoruz. Türkiye değişecek mi, yoksa yle gelmiş böyle gidecek mi? Aksak bir demokrasi bu millet için yeterli mi? Bizim tavrımız 7 yıldır çok açık. Biz değişimden yanayız. Biz demokratikleşmeden yanayız.
TÜRKİYE KAZANACAKSA BİZ KAYBETMEYE HAZIRIZ
Aksak bir demokrasi mi, yoksa çağdaş bir demokrasi mi? Biz değişimden yanayız. Biz bu millete sevdalıyız. Türkiye’nin ufkunu ve vizyonunu genişletmeliyiz. Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız. Önemli olan alacağımız oy, geleceğimiz yer önemli değildir. Kim ki statükodan yanaysa bilin ki istismarcı olan odur.
Bugün eğer çeteler gün yüzüne geçiyorsa, kirli planlar açığa çıkıyorsa bu kararlı bir iradenin neticesidir. Bu hükümetin cesur duruşundan kaynaklanmaktadır.
BİZE GAZ VERMEYE ÇALIŞMAYIN
Bazı köşe yazarları da kusura bakmasınlar bize gaz vermeye çalışıyor. Bize gaz vermeyin. Biz ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. Biz bu yola çıkarken bütün bunların planlarını yaparak çıktık. Bu yazıları açıkça köşenizde yazabiliyorsanız insaf edin, 7 sene önce bu yazıları neden yazamıyordun. Köşe yazarları hukuk devleti içinde bu işlerin nasıl yürütüleceğini iyi bilsinler.
Önce hukuku öğrenin, biz öyle öfkeyle hareket edenlerden olmayacağız. Dik duracağız ama diklenmeyeceğiz. Biz Türkiye’nin selameti için risk alıyoruz. Türkiye’nin hukukunu koruyamayanlar kendi hukuklarını da koruyamazlar.
Uğur Mumcu cinayeti hala aydınlatılamadı. Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Uğur Mumcu suikastından sonra belli kesimler töhmet altında bırakıldı. Ama şimdi her şey açığa çıkıyor. Tarih gerçekleri ortaya koyuyor. Bugün bizim yaptığımız kirli saldırıların üzerindeki sis perdesini aralamak. Azmettirenler ortaya çıktı.
Bir yürütmedeki işlerimizi yaparız, gerisi yargının işidir. Bizim dönemimizde yaşanan olayların failleri ortaya çıkarıldı.
ANAYASA YAPMAK PARLAMENTO’NUN GÖREVİ DEĞİL Mİ
Bu kanunsuzluklar mücadele tek başımıza sürdüreceğimiz bir konu değildir. Muhalefetin desteği çok önemlidir. Ama onların çetelerin avukatlığını yapması anlaşılamaz. Muhalefetin çetelere avukatlık yapmasını milletin takdirine bırakıyorum.
Gizli kapaklı işlerin ortaya çıkmasından kim neden rahatsız oluyor. Anayasa yapmak bu parlamentonun görevi değil mi? Yeri gelince yine yapılır ama “istemezük” başlıyor. Bunlar “istemezük” familyasının insanları.
İsteyen istediği tavrı takınsın ama biz samimi olacağız. Bizi düşürmek istedikleri tuzaklara düşmeyeceğiz, yapıca olmaya devam edeceğiz. Sorumsuz davranışlar karşısında sorumsuz tavır sergileyemeyiz. Çünkü bir kanun devleti olmanın peşinde değiliz biz hukuk devleti olmanın peşindeyiz. Biz yetkimizi milletimizden aldık, hesabı da milletimize veririz.
CHP YAZDIĞI RAPORLARI KABUL ETMİYOR
Milli birlik ve beraberlik istiyoruz. Bunu da demokratik açılım süreciyle pekiştirmek istiyoruz. Biz çözüm adımlarını atarken muhalefet kişisel hırsla itiraz etti. CHP önce yazdığı raporları kabul etmiyor, kendi web sitelerinde var. Biz araştırmadan, soruşturmadan adım atmayız.
Birileri görmek istemeyebilir. 30 yıldır devam eden terör, toplumsal barışın altına nifak tohumları ekiyor. Mevlana’nın sözü gibi “Sen gözünü kapatınca alem yok olmuyor” Bu sorunlar görseniz de görmesiniz de büyüyor.
YASALARI TBMM’YE GETİRECEĞİZ
Ak Parti olarak niyetimizi anlatmak için bir kitap hazırladık. Bir kitapçık bastık. Bu kitapta fısıltıyla ortaya atılan iddialar yer alıyor. Demokratik açılım kitabımızı teşkilatımız okusun, anlatsın. Süreç engellenmeye çalışılacak. Ama buna izin vermeyeceğiz. Türkiye’ye nasıl bir aydınlık kapı araladığımızı anlatmak zorundayız.
Orta vadede çıkarmayı planladığımız yasaları önümüzdeki günlerde TBMM’ye getiriyoruz. Demokratik açılım sürecimizin ikindi turunu başlatacağız. Konferans ve sempozyumlar düzenlenecek. Milli birlik ve kardeşlik projemizi anlatacağız.
KİMSE İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ SINIF VATANDAŞ SAYILAMAZ
Irkçılık bizim tarihimizde hiçbir zaman tutunamamıştır. Hiç kimse anne babasının etnik kökenini taşıdığı için kusurlu sayılamaz, ikinci üçüncü sınıf sayılamaz.
Eğer bir olacaksak farklılıklarını zenginlik sayacağız. Şu an Türkiye genelinde ırkçı ajitasyon karşısından son derece dikkatli olmalıyız. Bazıları bu insanlık suçunu kullanarak kendisine zemin hazırlayabilir. Yayılmak istenen ırkçılığa karşı dikkat etmeliyiz.
Gerçek milliyetçilik asla ırkçılık değildir. CHP ve MHP’yi ele geçiren yönetim anlayışları ruh ikizidir. Irkçılık temelli siyaset yönetenler, süreci engellemeye çalışıyor. Zor ama tarihi bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin bekasını her şeyin üstünde tutuyoruz. Gönül dilini muhafaza edeceğiz. Hizmetlerimizle farkımızı ortaya koyacağız.
Orgeneral İlker Başbuğ Sert Acıklama
26 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Güncel Haberler
Balyoz Darbe Planı” haberlerine sert tepki gösteren Başbuğ, “Darbe iddialarından hicap duyuyorum. Türk Ordusu’nun da bir sabrı var” uyarısıda bulundu.
Başbuğ, Atatürk’e İzmir suikastı nedeniyle yargılanıp beraat eden Kurtuluş Savaşı komutanlarından Korgeneral Kazım Karabekir’i anmak üzere dün Genelkurmay Karargâhı’nda düzenlenen tören sonrası gazetecilerle bir araya geldi. Bu planların 7 yıl öncesine ait olduğunu ve inceleme yapıldığını savunan Başbuğ, şöyle konuştu:
‘Allah Allah’ diye cami mi bombalanır
İddialar vahim. Bizim eğitimlerimizin yazıldığı belgelere talimname denir. Talimnamede hücumun nasıl yapılacağı yazılıdır. Saldırının son safhasında askere “Allah Allah” diyerek hücum öğretilir. Askeri “Allah Allah” diye hücum ettiren bir ordu Allah’ın evine nasıl bomba atabilir? (Kürsüye arka arkaya yumrukla vurarak) Bu vicdansızlıktır, lanetliyorum.
Türk Ordusu’nun bir sabrı vardır
(Uzun süre suskunluğun ardından) Yine bu ordu içindeki kişiler kendi uçağını bilmem ne yapacakmış. Türk Ordusu’nun da bir sabrı var. Asker şimdi bölgede (Eliyle uzakları işaret ederek) elinde silah yine bekliyor bu ülkeyi, milleti. Siz orduyu nasıl böyle itham edersiniz? Hiç mi vicdanınız yok? Yapanlara söylüyorum.
İncelemek kabul etmek değildir
İddiaların medyada yer alması üzerine elbette biz de bu plan semineri ile ilgili elimizdeki bilgileri toplamaya ve değerlendirmeye başladık. Ancak 7 yıl önce olması, bir de bizim kendimize göre yönetmeliklerimiz var. 5 yıl sonra normal olarak daha önceki faaliyetlere ilişkin elimizdeki doküman belgeleri imha ediyoruz. Biraz sabırlı olmak lazım. Bizim söylediğimizi değiştirmek gibi lüksümüz yok. Kara Kuvvetleri Komutanlığı konuya ilişkin detaylı incelemesini başlattı. Bu hafta içinde sonuçlanmasını istiyoruz. Sizinle de paylaşacağız. Belgeleri inceliyoruz, ama bu inceleme iddiaların kabulü anlamına gelmez.
1 subay hükümlü 10 kişi tutuklu
Yapısal eksikliklerimiz var, tamamlamak lazım. Bugüne kadar TSK içinde bilgi sızdırma kapsamında açılan soruşturma sayısı 61’dir. Bunlardan 9 tanesi yargı safhasına dönüştü, 3 yıl hapis cezası alan 1 subay da TSK’dan uzaklaştırıldı. Şu anda 10 kişi de bu suçlamalardan tutuklu bulunuyor. Hata yapanı bulup yargılamak, sonuçlandırmak gerek.
Zamanı gelince kullanıyorlar
Bu sızdırmaların çoğunluğu da geçmiş zamanda gerçekleşmiş. Var birilerinin elinde, zamanı geldiği zaman kullanılıyor. Ama bu bilgi sızdırılması olmadığını göstermez. Zamanlaması da ayrı bir konu. Maalesef bu sızan bilgiler de değiştirilerek, eklemeler, vesaireler yapılarak işte zamanı geldiğinde kullanılıyor.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a ilettim
Bizim kadar devletin de sorumlulukları var. Görüş, düşünce ve tekliflerimi Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a arz ettim. Elbette bu görüş, düşünce ve tekliflerimizin sonuçlandırılmasını da takip edeceğiz. Bazı konularda, bizim dışımızda da gerekli tedbirlerin alınması zorunluluğu var.
Kürsüyü yumrukladı
ORGENERAL Başbuğ, Genel-kurmay’da Kazım Karabekir için düzenlenen törenden sonra gazetecilerin ısrarları üzerine NATO toplantısına gitmeyi erteleyerek salona döndü.Darbe iddialarıyla ilgili açıklaması sırasında sık sık kürsüyü yumruklayan Başbuğ, “Öyle bir durumdayız ki, hiçbir şey söylemesek o da yanlış yorumlara gidecek. Bu konulara ilişkin düşüncelerimi sizlerle paylaşmanın yararlı olduğunu düşündüm” dedi. Başbuğ, törende de Kazım Karabekir’in kızları Hayat Karabekir Feyzioğlu ve Timsal Karabekir Yıldıran’a plaket verdi.
Darbe sözlerinden hicap duyuyorum
HİCAP duyuyorum, severek söylemiyorum. Türkiye’de darbe, darbe iddiaları ana gündem maddesidir. Darbe, darbe iddiaları, hicap duyuyorum. Bu kapsamdaki iddialardan TSK olarak rahatsızız. TSK’nın duruşu nettir, tekrar etme ihtiyacı duyuyorum. Türkiye 1960’lardan bu yana gelişti pek çok olay yaşandı. Biz TSK olarak bu olaylar geride kaldı, yaşanan olaylardan kendi payımıza alınması gereken dersi çıkardığımızı düşünüyorum. Bugün 2010 yılındayız, 2000’li yıllardayız. Artık Silahlı Kuvvetler olarak biz, ülkemizin ve toplumumuzun huzura ve barışa ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bugün herkesin, 72 milyonun bizce artık yürekten inanması gereken husus şu olmalı, biz bu düşüncedeyiz.
Darbeden kim menfaat sağlıyor
Biz diyoruz ki, demokrasilerde en ideal husus iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle yer değiştirmesidir. Darbe iddialarının gündemde kalmasından kim menfaat sağlıyor?
Başka ordulara benzetmeyin
Kimse TSK’yı, dünyanın başka ordularıyla mukayese etmek gibi hataya düşmesin. Biz ne Güney Amerika’nın bilmem ne ülkesinin ordusuyuz, ne Kafkaslar’daki bilmem ne ülkesinin ordusuyuz. Böyle bir hataya kimsenin düşmemesini özellikle rica ediyorum.
Grup üyelerinin hepsi solist Babutsa
Babutsa London Calling isimli ilk albümleriyle müzik dünyasına güzel bir giris yapan ve “Yanayım Yanayım” isimli şarkılarıyla dikkatleri üzerine çeken Babutsa grubu, yazarımız Mine Ayman’ın sorularını yanıtladı…
Babutsa grubu nasıl kuruldu ve grupta nasıl bir görev dağılımı var?
Önce Soner ve Ali bir araya geldiler, albümün hazırlıkları sürerken son olarak gruba Peri dahil oldu. Albümün kayıtları İngiltere’de Soner’in stüdyosunda yapıldı. Grup üyelerinin hepsi solist ve her solist albümde 4 şarkı söylediler.
Babutsa’nın anlamı nedir? Bu isim nereden aklınıza geldi?
Babutsa Kıbrıs’ta yetişen bir kaktüs çeşidinin dikenli ama lezzetli meyvesinin ismidir. Kıbrıs kökenli olduğumuz için grubumuzun ismini Kıbrıs’a özel bir isim olarak belirlemek istedik, proje şekillendikçe isim de ortaya çıktı.
“Yanayım Yanayım” adlı şarkı ile çıkışınızı gerçekleştirdiniz, bu şarkının çıkış şarkısı olarak belirlenmesi ortak karar mıydı?
Prodüktörlerimizle birlikte ortak aldığımız bir karardır, “Yanayım Yanayım” adlı şarkının dikkat çekeceğinin ve çıkış için çok doğru bir şarkı olacağının hepimiz farkındaydık.
Babutsa’nın üyelerinin hepsi solist, bir grupta 3 tane solist olması çok enteresan, bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Evet hepimiz solistiz ama hepimizin albümdeki tarzı farklı aslında, yani bir albümde buluştuk ama üçümüzde farklı tarzda şarkı söylüyoruz. Hepimiz birbirimizin şarkılarına vokal yapıyoruz ama Soner rock, Ali pop-fantezi, peri ise türkü söylüyor albümde. Farklı tarzları ve Kıbrıs şarkılarını bir albümde toplayarak farklı bir proje ile dinleyicilerimizle buluşmak istedik.
“Yanayım Yanayım” adlı şarkı Yunan şarkılarına benzetiliyor, Yunan müziğinden etkilendiniz mi?
Hayır, biz sadece Türk müziğinden ve Kıbrıs müziğinden etkilendik, albümümüzde ağırlıklı olarak Kıbrıs şarkılarına yer verdik. Biz Londra’da doğup büyüdük ve orada yaşıyoruz ama hiçbir zaman Türk müziğinden kopmadık, sürekli Türkiye’de yapılan işleri takip ettik. Yabancı müzik hiçbir zaman ilgimizi çekmedi ve her zaman Türkçe şarkılardan oluşan bir albüm yapmak istedik. Şu anda bu projede buluştuğumuz ve Türkçe şarkılarla Türkiye’de bir albüm yapabildiğimiz için çok mutluyuz.
Türkiye’de beğenerek dinlediğiniz ve örnek aldığınız isimler var mı?
Arif Sağ, İbrahim Tatlıses, Mustafa Keser, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz ve sevdiğimiz isimlerdir.
“Yanayım Yanayım” adlı çıkış şarkısını Ali söyledi; Ali bu şarkıyı söylediğin için kendini şanslı hissediyor musun, bu kadar başarılı olacağınızı tahmin etmiş miydin?
Evet, kendimi çok şanslı hissediyorum, şarkı ve yorumum beğenildiği için çok mutlu oluyorum. Bu şarkıyı söyleyeceğimi öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım, bu kadar çok sevileceğini hepimiz tahmin etmiştik.
Albümde kimlerle çalıştınız, şarkılar kime ait?
Çıkış şarkımız olan “Yanayım Yanayım” adlı şarkının sözü ve müziği Ayhan Başkal’a ait, ayrıca “Güzelim” ve “Babutsa” adlı şarkılar da yine onun şarkısı. Albümde Kıbrıs şarkıları ağırlıklı olarak yer alıyor, bu şarkılardan “Neler Geldi Başıma”, “Köprüden Geçemedim” ve “Zeytinden Aşımısın” anonim şarkılar. “Gariban” ve “Ararım Sorarım Seni” adlı şarkılar ise Raif Denktaş’a ait. Herkesin çok iyi bildiği “Bir Birilerine” adlı şarkının da sözü ve müziği Türkay Altay’a ait. Ayrıca bir çok şarkının düzenlemesi Soner’e ait ve üç şarkının sözlerinde Soner’in imzası var.
İkinci klip için hangi şarkıyı düşünüyorsunuz?
İkinci klip şarkısı olarak “Köprüden Geçemedim” adlı şarkıyı belirledik ve bu şarkının klibini siyah-beyaz olarak çektik, yakında bu şarkının da klibi ekranlarda olacak.
Albümünüzü Londra’da hazırladınız ve hepiniz orada yaşıyorsunuz, ileriki dönemlerde Türkiye’ye yerleşmeyi düşünüyor musunuz?
Şu anda Türkiye’deyiz ve sürekli İngiltere-Türkiye-Kıbrıs arasında gidip geleceğiz zaten ama ailelerimiz ve evlerimiz orada olduğu için şu anda Türkiye’ye yerleşmeyi düşünmüyoruz.
Akın Adrenalini anlattı
Adrenalin” isimli yeni albümüyle iddialı bir dönüş yapan ve “Çok fazla iddialı konuşmayı sevmem ama son dönemde çıkan albümler içinde sound olarak en iyi albümün kendi albümüm olduğunu düşünüyorum.” diyen Akın, Mine Ayman’ın sorularını yanıtladı…
Uzun bir sürenin ardından “Adrenalin” adlı albümün çıktı, bu albümünü ve diğer albümlerinden farkını bize anlatır mısın?
“Adrenalin” adlı albümümde en fazla dikkat çekecek olan bence albümün soundu. Çok fazla iddialı konuşmayı sevmem ama son dönemde çıkan albümler içinde sound olarak en iyi albümün kendi albümüm olduğunu düşünüyorum. Albümümde Volga Tamöz ve Suat Aydoğan gibi başarılı aranjörlerle çalıştım ayrıca bende bazı şarkılarımın düzenlemelerini yaptım. Albümümün isim şarkısı olan ve ilk klibi çektiğimiz “Adrenalin” sözü, müziği ve düzenlemesi bana ait olan bir şarkı. Albümde benim şarkılarımın yanı sıra Serdar Ortaç, Taner İşçi ve Simin Mater’e ait şarkılar da var. Bu albümümü üç senede tamamladım ve bu kadar uzun zamanda ortaya 19 şarkılık bir albüm çıktı.
Albümünde bir çok şarkının düzenlemesi sana ait, yorumculuğunun yanı sıra artık aranjörsün, bundan sonra başka sanatçılara da aranjörlük yapacak mısın?
Albümde 11 şarkının düzenlemesi bana ait. Müzikle yıllardır iç içeyim ve müziğin mutfak kısmına da merak sardım. Kendi stüdyomu kurduktan sonra sürekli stüdyoda çalışmaya başladım ve artık kendi şarkılarımın düzenlemelerini rahatlıkla yapabiliyorum ama aranjörlüğü sadece kendim için yapıyorum, bu işi de öğrendim buradan da bir şeyler yapayım kazanayım diye düşünmedim. Ben kafamdaki şarkıları ortaya çıkartabilmek için aranjörlüğü öğrendim. Bence her müzisyenin müzik bilgisi olmalı, mutlaka nota bilmeliler, hatta az da olsa aranjörlükten anlamalılar. “Kafam Bi Dünya” isminde bir şarkım var, o şarkıda birkaç tane farklı tarz bir arada. Bu şarkıyı istediğim şekle ancak ben getirebilirdim çünkü Türkiye’de o tarzda başka bir şarkı yok. “Kafam Bi Dünya” funk başlıyor, R&B devam ediyor sonra ragatona dönüyor. Bu şarkıyı bir aranjöre anlatmak zor, anlatsan bile yapması yapsa bile istediğin gibi ortaya çıkması zor hatta sizi bu fikirden vazgeçirmek bile isteyebilir, bu yüzden bir müzisyen kafasındaki müziği yapmak istiyorsa aranjörlükten de anlamalı ve mümkünse mutlaka stüdyosu olmalı. İlham geldiğinde stüdyoya gidip çalışabilmek çok önemli bence.
İlk klip “Adrenalin” adlı şarkıya çekildi, ikinci klip hangi şarkıya gelecek?
İkinci klip “Sıfırın Altında” adlı sözü müziği Serdar Ortaç’a ait olan şarkıya çok yakında çekilecek. Bu şarkı şu anda çok dikkat çekmiş durumda, radyolar da bu şarkıyı öne çıkardılar ve destekliyorlar. Radyoları her zaman dikkate alıyorum çünkü dinleyicinin neyi sevip sevmeyeceğini kestirebiliyorlar. Ayrıca albümümde yer alan “Oldu Mu Yar” ve “Affedemem” adlı şarkılarım da dikkat çekmiş durumda, bu şarkıları da ilerleyen zamanlarda mutlaka kliplendireceğim.
Serdar Ortaç’tan şarkı almak çok moda, sen nasıl karar verdin Serdar Ortaç şarkısı okumaya?
Serdar Ortaç benim eski arkadaşım ama şu güne kadar hiç Serdar Ortaç şarkısı okumamıştım albümlerimde. Serdar, albümümün hazırlık aşamasında fikirleriyle hep yanımdaydı zaten. Bir gün “Serdar Ortaç şarkısı okusam bana yakışır mı, nasıl olur” diye konuşurken bana yaptığı birkaç şarkıyı dinletti ve içlerinden “Sıfırın Altında” ilgimi çekti, okuduğumda şarkıyı çok sevdim ve böylece Serdar Ortaç şarkısı benimde albümümde yer aldı. Bence “Sıfırın Altında” çok özel ve hüzünlü bir şarkı, Serdar Ortaç bu şarkıyı bana verirken şarkısının bu kadar güzel olduğunun farkında mıydı emin değilim, belki de en güzel Serdar Ortaç şarkısı bu şarkı olacak. Ayrıca albümümde yer alan “Mahşer” adlı şarkının sözlerini de Serdar’la birlikte yazdık.
“Adrenalin” ve “Sıfırın Altında” adlı şarkılarında “sittinsene” ve “fevkinde” gibi eski kelimeler kullanılmış, bu kelimelerin anlaşılması konusunda tereddütte kaldın mı?
“Adrenalin” adlı şarkımda geçen “sittinsene” Arapça bir kelime ve 60 sene demek, ilk başta yanlış anlaşılır mı acaba diye tereddüt ettim ama sonra günlük hayat içinde sıkça kullanılan bir kelime olduğu için şarkımda da kullanmakta sakınca görmedim. “Fevkinde” ise üstün ve yüce demek; “Sıfırın Altında” adlı şarkıda “acıların fevkindeyim yani acıların en üst noktasındayım” diyorum.
Albümünde “Bi Şey Olmaz” diye bir şarkı var, bu şarkıda birine sanki kızmış ve gönderme yapmış gibisin, böyle bir durum var mı gerçekten?
Evet, bu şarkıyı gerçekten birine çok kızıp yapmıştım. Zaten sözlerinden de anlaşılacağı gibi çok rahat bir şarkıdır, düşüncelerimi olduğu gibi yazdım. Mesela “Adrenalin” adlı şarkıyı da birine yazmıştım ama sonra şarkının devamını yazarken genelleştirdim sözleri, insanların genel olarak aşka bakış açısını kendimce yorumladım bu şarkıda.
Ziynet Saliden yeni single geliyor
Sezen Aksu imzalı “Bizde Böyle” isimli şarkısıyla büyük beğeni toplayan ve önümüzdeki günlerde 2 yeni şarkıdan oluşan single albümüyle yeniden müzik marketlerde yerini alacak olan Ziynet Sali, Mine Ayman’ın sorularını yanıtladı…
Görüntünüzle ve söylediğiniz şarkılarla büyük beğeni elde ettiniz, bu değişimin ve başarının sırrı nedir?
Bir uyanış yaşadım, bazı şeylerin zamanı vardır, artık kendimi daha iyi tanıyorum ve ne istediğimi biliyorum. Enerji olarak da bu değişime hazırdım ve doğru zamanda doğru bir projeyle, doğru kişilerle çalışarak başarıya ulaştım.
Gece mekanlarında sahne almaya devam ediyor musunuz?
Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da sahne aldım peş peşe iki hafta ve çok yoğun bir ilgiyle karşılaştım. Özellikle gençler şarkılarıma büyük ilgi gösteriyorlar. Sahne almayı ve sevenlerimle buluşmayı çok seviyorum ama gece sahne almak gerçekten çok yorucu oluyor, bu yüzden sürekli bir yerde sahne almayı düşünmüyorum. Konserlere ve özel gecelerde sahne almaya devam ediyorum.
Repertuarınızda ne tür şarkılar var?
Repertuarım çok geniş, istenen her tür şarkıyı söyleyebiliyorum. Sahnedeysen sadece kendi şarkılarımı söylemiyorum, Türk sanat müziğinden türkülere kadar geniş bir repertuarım var. Ayrıca Yunanca ve İngilizce şarkılar da söylüyorum.
Hakkınızda çıkan Sinan Akçıl ile aşk dedikoduları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Böyle bir şey tabii ki yok aramızda, Sinan Akçıl benim çok sevdiğim müzisyen bir arkadaşımdır. “Herkes Evine” adlı albümümde birlikte çalıştık, dolayısıyla eskiden beri tanışıyoruz ve arkadaşız zaten. Biz sadece müzik konuşuyoruz, benim ruhumu ve müzikte ne istediğimi anlayan çok zeki ve yetenekli bir müzisyen, bundan sonra da Sinan Akçıl ile albümlerimde çalışmaya devam edeceğiz.
Yeni albümünüz ne zaman çıkacak?
Şu günlerde 2 şarkıdan oluşacak bir albüm hazırlığı içindeyim. “Bizde Böyle” adlı şarkım daha çok yeni olmasına rağmen ben arayı açmadan yeni şarkılarla devam etmek istiyorum. Yeni şarkılarımdan biri Sinan Akçıl’ın diğeri de Soner Sarıkabadayı’nın şarkısı. İki şarkı da çok güzel, bu yüzden yeni bir albüm yapana kadar beklemek istemiyorum, Aralık ayında 2 şarkıdan oluşacak olan yeni albümüm çıkmış olacak. Çıkış şarkımın ismi “Her Şey Güzel Olacak”, bu şarkı Sinan Akçıl’ın şarkısı ve bu şarkıyla çıkış yapacağım.
Pit10 Yağmurlu Günlerde
26 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Şarkı Sözleri
Verse1:
Gözlerdeki tek damla akınca başlar herşey dünyalarımızda
Bugün en doğruyla tarihe gömülürken dün yalanlarımızla
Yüz farklı yüz var ambarımızda
Maskeler satın alınır kalan paramızla, siz de tuz var yalan yaranız da
Gönder düşlerini üşüştüyse başına
Mutluluk kalbe tesir eder üzüntüyse yaşına
Görüntüyle fazla övündüyse saçmalıktır sahiden
Anlamlıdır sahilden esen yel güzel anlarını takiben
Aniden bi şimşek etraf korkak doludur
Gece gelince etrafa serilir kesif toprak kokusu
Yollar sonumdur yürümek yok aşk oyunlarında
Kaybedenler köşeye çekilir, taş koyunlarında
Durma baş koy bu yola o an kesileceğini bile bile
Cevabı yüreğe vurulan zincir sorarsan eğer niye diye
Satırlar istemdışı dökülür vurduğumda çile dile
Yağmurlu günlerde, azdır ani bitebilen
Nakarat:x2
Yağmurlu günlerde
Gözüm arar mutluluğu ama yok ki nerde
Yağmurlu günlerde
Sürekli beklediğimiz o zaman çok ilerde
Verse2:
Dünkü güneş şimdi deri gibi karardı
Senin için zararlı , benim içim daraldı
Geri geçin kapansın artık
Senin için yara aldım
Yara sordum yerini seçti
Ben de senden elimi çektim, elimi çektim
Dilden dönüp duran o tüm ezgilerimiz dolgundu
Oyun da oynadığımız elele sezgilerimiz yoğruldu
Yoğundu duygularım artık başka saf ve temelli
Oysa seneler önce yağmur aşka davet ederdi
Halbuki önümüz açıktı, bizse şımarık pisse densiz
İlle dersi aldık içimizden atamadık kin ve derdi
Beni kulağında değil kalbinle dinlersen hissedersin
Hergün ağlayan bulutlar kimine göre de bir teselli
Yürümeye çalışan bedende mahmurluk gözlerde
Kahroldum ilkbaharda savruldum yüzlerce
Belimi doğrultamadım kamburdum günlerce
Yaktığım resmi hatırladım yağmurlu günlerde
Nakarat:x2
Yağmurlu günlerde
Gözüm arar mutluluğu ama yok ki nerde
Yağmurlu günlerde
Sürekli beklediğimiz o zaman çok ilerde
Umut Kaya Masal Perisi
26 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Şarkı Sözleri
Elini son defa yanağıma koy
İstemiyorsan giderim giderim
Serin bir sonbahar akşamında söz
İsmini unutur silerim silerim
Tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri
Bir defa daha yazsa bebeğim bebeğim bebeğim
Eğer bir masal perisi
Girerse rüyalarına
Öldü dersin gül güzeli
Tılsımını kaybetti
Uğruna döktüğüm gözyaşlarım için
Yağmurdan özür dilerim dilerim
Kuruttuğun kızıl gülleri alıp
Senin için senden geçerim
Tuttuğun dalım olsa yüreğinin elleri
Yine bana yasla bebeğim bebeğim bebeğim.
Müzeyyen Senarın güneş keyfi

Kızı Feraye’ye ait Bodrum’daki evde yaşamını sürdüren duayen sanatçı Müzeyyen Senar, oğlu Ömer Işıl ile birlikte İskele Meydanı’ndaki Denizciler Kafeterya’ya geldi. 92 yaşındaki sanatçı tekerlekli sandalyesinde kış güneşinin tadını çıkardı. İki saat boyunca, dikkat çekmemek için kuytu ve güneşli bir yer arayan Senar, ada çayı içip dinlendi. Ömer Işıl, “Annem Bodrum’un havasını kış günlerinde daha çok seviyor. Burada güneşli ve sıcak havanın tadını çıkartıyor. Biraz sonra eve dönerek dinlenmeye devam ediyor. Sağlık kontrollerinde rutin olarak devam ediyor” dedi.
Müzeyyen Senar’ın kendisine bakanlara ve gazetecilere sadece gülümsemekle yetindiği, konuşmakta büyük güçlük çektiği görüldü.
Değişime ayak uyduruyor
Artık kıran döken, sert mizaçlı erkek karakterler yerine duygularını belli eden, gerektiğinde ağlayan, güçlü yönleri kadar zayıf yönlerini de vurgulayan erkek karakterlerle karşılaşıyoruz.Kanald.com.tr ziyaretçileri, Kanal D’de bu sezon yayınlanan diziler içinden ‘En duygusal erkek dizi karakterini’ belirledi. Oylama sonuçlarına göre Aşk-ı Memnu dizisindeki ‘Behlül’ karakteri ‘dizilerin en duygusal erkeği’ seçildi. ‘Behlül’ 300 000′in üzerinde oy aldı.













