50 Cent ile tanışma ve sonrasını anlatıyor

Yıllardır rap müziğin içinde yer alan ama adını 50 Cent’in kendisi adına yarıştığı “Var mısın Yok musun?” yarışmasında duyuran Ramiz, solo albümü “Bitmez Bu Rap” ile hızlı bir çıkış yaptı. Bugünlerde müzik televizyonlarında yerini alan “Gir Havaya” klibi ile adını daha da sık duymaya başladığımız rapçi ile müziğini ve hedeflerini konuştuk.
“Var mısın Yok musun” yarışması ile şöhreti yakaladınız. Öncesinde neler yapıyordunuz?97 yılında amatör demolarla başladı rapteki yolculuğum, profesyonel demolarla devam etti. 2000′lerde Ondaon diye bir grubumuz oldu. 2001 yılında ilk bandrollü albümümüzü o grup çatısı altında çıkardık. Ardından 2003 yılında 2 . albümü çıkardık. 2004 yılında üniversiteyi bitirdim, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü. Orayı bitirdikten sonra küçük bir ofiste çalışıp kazandığım bütün parayla Almanya’ya gidip orada bir albüm yaptım ama tam kafamda istediğim gibi bir iş olmadı. Türkiye’ye geldim 2004 sonlarında, 2005′te İstanbul Attack grubuyla bir albüm çıkardık. Az çok iyi bir tepki aldık insanlardan. Fakat ben kimseye tarif edemediğim, kendim de tam bulamadığım o kafamdaki sound’u yapmaya o kadar inanmıştım ki daha sonra o grupla da yollarımızı ayırdık. Askerlik dönemi geçirdim, askerden dönünce Cem Özkan’la sound arayışlarımıza devam ettik. Üç ay sonunda “Benim aradığım şey bu değil” dedim. O da “Farkındayım” dedi. Biraz nadasa çektim kendimi, evimde küçük bir stüdyom var. Orada yaklaşık 100′e yakın parça yaptım 1.5 yıl içinde. Yaptıklarımı Cem Özkan’la paylaşmaya da devam ediyordum, sağ olsun beni Bora Üzer’le tanıştırdı. Onun stüdyosunda bir kayıt yaptık. Tanıdığım her insanla biraz daha geliştim. Tam “Hazırım” deyip de, parçamı dinlettiğim dönemde Cem Özkan bana “Önümüzdeki ay stüdyoya başlayalım o zaman, albümü şekillendirelim” dedi ve bu konuşmanın üstünden bir kaç gün sonra 50 Cent olayı gerçekleşti. Kariyerimizin ilerleyişi için inanılmaz itici bir güç oldu bizim için. Albüm için stüdyoya girmek üzere iken, hem bana inananların inancı perçinlenmiş oldu, hem de tam “Buldum” dediğim sound’u insanlara dinletme şansına eriştim ve dünyanın en önemli rapçilerinden biri olan 50 Cent bu sound’u dinleyip bu sound’tan zevk aldı.
50 Cent’in sizi dinlemesi ve sizin adınıza o yarışmada yarışması süreci nasıl gelişti?
Acun Ilıcalı benim hayatımda çok önemli bir yere sahip. Biz yıllar önce rap müzik yapmaya çalışırken, hatta dinlemeye çalışırken, çünkü o dönemde Türkiye’de rap albüm bile satılmıyordu, Acun Ilıcalı çalıştığı kanalda röportajlarını hep rapçilerin tişörtleriyle yapardı. Bir gün hiç unutmam Miami’de Ice-T isimli bir rapçi var, ona rastladı tesadüfen, onunla bir röportaj yaptı. Tabii bu beni inanılmaz motive ediyordu o dönem TV’de onları görmek. “Aaa bak, o da dinliyor demek. Türkiye’de de olabilir” diyordum, beni inanılmaz gaza getiriyordu bu durum. 2004 yılında bir gazete küpürü gördüm. “Acun Top 5″ti, ilk 4 parça yabancıydı; 2pac, Notorious B.I.G., Ludacris vs… 5. sırada da kendi parçamı gördüm ve bu da beni doğru yolda olduğuma inandırdı. O küpürü kesip cüzdanımda taşıdım uzun bir dönem. Askere gitmeden önce bir arkadaşıma “Ben askerden dönünce bir Acun Ilıcalı’nın kapısını çalayım, bakalım ne olacak” diyordum. Askere gittim, askerliğimin birinci haftası daha yan tarafımda yatan arkadaş Acun Ilıcalı’nın çok yakın bir arkadaşı çıktı. “Abi seni dinliyoruz. Askerden sonra tanıştırırım seni” dedi ve askerden çıkar çıkmaz Acun Abiler ile tanışma ve şarkılarımı dinletme fırsatım oldu. Fakat ben o dönem hâlâ sound’umu bulamamıştım, tam bulduğumda da Acun Medya’dan arayıp Ramiz Bey, “50 Cent” gelecek dediler, ben herhalde tanıştıracaklar” derken, “Senin için yarışacak” dediklerinde çok daha mutlu oldum. Acun Abi’yle tekrar toplantı yaptık, yeni şarkılarımı dinlettim, “Güzel bir sound yakalamışsın” dedi. İnanılmaz bir rap dinleyicisi. İnanılmaz bir arşivi, bilgi birikimi var bu konuda. “Benim için tamam bu iş, ama benim oyum yüzde 50′dir. 50 Cent’in de 50, onun da kabul etmesi gerekiyor, ben Miami’ye giderken yanımda götürüceğim ve dinleteceğim” dedi. Dinlemiş ve çok beğenmiş, Türkiye’den böyle bir sound çıkması beni çok şaşırttı. “Benim için gurur onun için yarışmak” demiş. Bu beni inanılmaz mutlu etti. “Bitmez Bu Rap” şarkısını tam o dönemde yaptım. Her şey dibe vurmuş gibi gözükürken yukarı doğru gidiyordu, demek ne ben rap’in ne o benim yakamı bırakabilecekti, şarkı öyle çıktı. İçine İngilizce sözler de ekledim 50 Cent’in anlaması için. O programı bütün dünyada birçok insan izledi. “If you like it, just put your hands up” dedim ve o da ellerini kaldırdı, hatta grup arkadaşları da kulisten koşa koşa gelip o parçayı dinlediler, eşlik ettiler ve onlar da ellerini kaldırdı.
Rapçilerin popçularla yaptığı düetler eleştiriliyor. Siz de Gece Yolcuları’nın “Değer mi” şarkısına featuring yapmıştınız. Bir popçudan teklif gelse kabul eder misiniz?
Biz müzik yapıyoruz ve ben hayata hiç “Popüler olayım, bununla şununla da düet yapayım” diye yaklaşmadım. 0ndaon döneminde, Türkiye’nin o dönem en popüler sanatçılarından biri bize düet teklifi getirmişti, onu kabul etmiş olsaydık çok daha erken tanınmış olurduk. Çünkü o dönem o derece popüler bir insanın rapçiyle düeti söz konusu bile değildi Türkiye’de. Fakat sound’a güvenemedik grup arkadaşımla beraber. Dolayısıyla düete “İyi bir müzikse yapılabilir” diye bakıyorum. Çünkü bu işime olan saygımdan kaynaklanıyor. Eğer kaliteli bir iş çıkacaksa ve ben buna inanırsam o zaman featuring yapılabilir, popüler ya da değil hiç önemli değil. Bu beni çok mutlu ediyor. Ekmek fırını gibi düşünüyorum müziği, ürettiği ekmek güzel olmalı orada, ekmeği güzelse alıcısı beğeneni zaten artacaktır. Ben de buna güveniyorum. Gece Yolcuları sound’unu çok beğendiğim bir gruptu. Şarkının söz yazarı Aysel Gürel, ilk söyleyeni Sezen Aksu, bestecisi Onno Tunç, herkesin bildiği bir şarkı. Üstelik yeni bir yorum da katılmış. Çünkü kendi yorumunu katmış olmalı cover’ı yapan. Yeni melodiler eklenmeli. Şarkıyı Overall(Ankara)’da dinlemeye başlar başlamaz, “Ben bu şarkıya düet yapmalıyım” dedim. Yaklaşık bir hafta sonra bana bu teklifle geldiler çok, komik bir tesadüftü yine. Aysel Gürel’in o güzel sözlerine, o romantik, o masalsı sözlerine sokaktaki bir genç olarak cevap vermek de bence inanılmaz bir kontrast ve güç kattı.
Yaptığınız müziği nasıl konumlandırıyorsunuz? Tarzınızın yurt içinde ve dışında karşılığı olan isimler kimler sizce?
Türkiye’deki hiç kimseyle kendi yaptığım rap’i yan yana koyamam. Zaten benim başından beri aradığım şey kendi kafamdaydı. Biri bunu yapıyor olsaydı zaten ona bakıp bunu çok rahat icra edebilirdim. Yurt dışından gerçekten esinlendiğim, örnek aldığım insanlar oldu fakat şu benim için çok önemli bir kriterdir. “İyi sanatçı olmak” demek “Esinlenmemek” demek değil, esinlendiğin şeyden bambaşka bir şey çıkarabilmektir. Bir röportajında MFÖ de söylemişti; Mozart bile esinlenir. Bu doğal bir şeydir, esinlediğin şeyden ne kadar uzaklaşıp ne kadar kendine has bir şey çıkarırsan o kadar iyi. Biliyorsunuz ki müzik doğadaki pek çok sesten etkilenerek ortaya çıkmış bir şeydir. Benim de esinlediğim şeyler var ama mümkün mertebe kendime has bir tarz çıkarmaya çalıştım. Yaşadığım yer Türkiye de zaten farklı bir coğrafya, doğu ile batının arasında o çizgi o sınırda bulunuyorum. Ne kadar batıdan etkilendiysem, bir o kadar doğudan da etkilendim. Kendi dilimin güzelliklerinden, kendi şairlerimizden de etkilendim, sonuçta ortaya bir harman çıkardım ve tam anlamıyla bir şeye benziyor demek o yüzden çok güç.
Kimin albümünü heyecanla alırsınız?
50 Cent’i keyifle ve heyecanla alırım. Eminem’i severim, Dr. Dre’yi çok severim, şu an kendisi yaşamıyor ama Notorious B.I.G benim için çok çok çok değerli bir insandır. Onun albümlerini çekmeceden çıkarırken bile hâlâ bir elim titrer yani. Mesela 2Pac, Nas, Ludacris çok severim. Çok insan var dinlediğim; Public Enemy severim, Run-DMC severim.
Eminem’den bahsettiniz Dr. Dre’den, onların daha mizahi bir tutumları var. Bu neden Türkiye’de yapılmıyor?
Türkiye’de rap hâlâ gelişmeye devam ediyor. Dünyadaki kadar oturmuş bir rap yok. Hâlâ bir yol arıyor kendine. Belli isimler artık ortaya çıkıyor ama bu Türkiye’de bir rap pazarı olduğu anlamına gelmiyor. Rap marketi olması için insanların seçme şansının çok olması gerekiyor. Bu benimle, X ile, Y ile olacak bir şey değil. Ben şu an Türkiye’deki rap’e iyi bir albüm kattığıma inanıyorum fakat İnşallah uzun vadede Türkiye’ye iyi rapçiler katmayı da öngörüyorum. Çünkü sadece benim bir noktaya gelmem önemli değil, başka gençlerin önünü açmak lazım, o zaman market olabiliriz. Benim rakibim çokken onların arasından çıkabilirsem iddialı olabilirim.
Popülerleşmesi ile birlikte rap her müziğin içine girmeye başladı. Buna nasıl bakıyorsunuz?
Esnek bakıyorum ama burada önemli olan nasıl yaptığın. Ben buna kilitleniyorum. Rap her şeyle bütünleşebilir. Arabeskle bütünleştiriyorsan onun etnik lezzetinden beslenip rap ortaya çıkarmalısın. İnsanlar dinlesin diye arabeske rap’i yamamak yerine, arabeski müziğine adapte edersen o zaman başarılı bir iş ortaya çıkar. Bu her şey için geçerli. En uç örneği veriyorum, kolbastı için bile geçerli. Sadece ünlü olmak için bir şeylerden beslenen insanlar veya şarkılar çok kısa sürede unutulmuştur. Ben asla böyle bir şeye girmem.
Rap’in çıkışında arka sokak kültürü var, şu anki kullanımına baktığımızda ise eğlence ile özdeşleşti, ironik değil mi bu; malikaneler, kadınlar?
50 Cent ile de konuştum ben bunu, yurt dışında da yine bu tarz rap yapan arkadaşlarım var. Sorduğunuz zaman; “Yüz yıllarca ezildik ve bizim gerçekten böyle bir kompleksimiz var, biz de bunu yapabiliyoruz, bakın bizim de arabamız var, artık bizim de kızlarımız var” gibi bir durumları var ve bunu üstünü kapatmadan cesurca dile getirebiliyorlar. Şunu da unutmamak lazım biz müzik yapıyoruz ve ben her zaman kendimi şununla yükümlü hissediyorum. Mesela benim albümümde 18 tane parça var. O 18 parçada 18 tane farklı öykü kurgulamak zorundayım. Bir öyküde çok zengin ve şatafatlı olabilirim, birinde de çok üzgün olabilirim. Bir öyküde çok kahraman olabilirim, birinde çok sinirli olabilirim. Birinde sokaktan bahsedebilirim ve dinleyici o 3 dakikalık periyotta kendini öyle hisseder. O zaten kulaklığını çıkardığı, müziği kapattığı zaman zaten rutin hayatına devam edecek. Eğer ben o rutin hayatındaki kadar rutin müzik yaparsam onun beni dinlemesinin hiçbir anlamı yoktur. İşin şov kısmı da burada, anlatabiliyor muyum?
Yeşim Salkım

Müziği kadar yaşadığı hayat da her zaman dikkatleri çeken Yeşim Salkım, Balkan şarkılarından oluşan bir önceki albümü “Sen Nasılsan Öyleyim”in ardından bu kez de eski şarkı ve türkülerden oluşan yeni albümü “7″ ile tekrar müzikseverlerle buluştu. Gazetecilere kendini bir türlü anlatamadığından şikayet eden ünlü şarkıcı yeni şarkılarını, müzikteki tarz arayışını ve oyunculuğunu TTNET MÜZİK kullanıcıları için anlattı…
15 yıl 13 albüm… Sık albüm yapmayı doğru buluyor musunuz?Türkiye’de yapılan müzik adına sık albüm yapmayı çok sakıncalı bulmuyorum. Bir önceki albümüm Balkan sound’u taşıyan bir albümdü, kitlesi daha farklıydı. Yeni albümse yine farklı bir sound’da; nostaljik pop şarkıları, Türk sanat müziği ve bir türkü… İnsanımızın neyi sevdiğine, neyi dinlemek istediğine bazen karar veremez hale geliyoruz. Müziğin içerisinde tarzlar çok sonsuz olduğu için, kitleler zevklerini ve beğenilerini de çok sık değiştirebiliyorlar. Mesela ben, bizim kültürümüzün ve geleneklerimizin getirdiği bir müzik olmadığına inandığım için hiçbir zaman çok fazla elektronik müzik dinleyen bir insan olmadım ama eğlenceli mekanlarda veya yazın bir yere gittiğinizde o müzikle eğlenmek de çok keyifli. Ben akşamüstü arkadaşlarınızla sohbet ederken de dinleyebileceğiniz bir şey yapmak istedim bu sefer. 2001 yılında çıkardığım “Vefa Borcu” adlı Türk sanat müziği albümündeki sound’u biraz da batı müziği üzerine kurarak, hem yeni jenerasyonun bu müziği tanıyabilmesini istedim, hem de bizim jenerasyonun ve anne-babalarımızın sevdiği şarkıları farklı bir sound’la yapmak istedim.
“Vefa Borcu”nda bu albümün aksine 19 şarkı vardı. Bu kez yedi şarkı olmasına rağmen, şarkılar arası uçurum neden daha fazla?
Tek bir kitleye hitap ettiğiniz zaman, daha az insana ulaşıyorsunuz. Bu albüm farklı kitleler hitap etmeyi amaçlıyor. Albüm satışları da düşük olduğu için, herkesin kendi beğendiği şarkıyı seçip İnternet’e girip bunu beğendim demesi ve onu indirip dinlemesi daha doğru geliyor. Dünya da bunu yapmaya başladı. Tek şarkılık single’lar olsa aslında belki üretim de daha çoğalacak. İnsanlar kaçak yollardan şarkılarımızı indirmek yerine, yasal olarak istedikleri şarkıyı dinleyebilecekler. Belki kendi albümlerini yapıp arabalarında ya da eğlenceli bir ortamda dinleyebilecekler. O yüzden böyle bir şey tercih ettim.
Bu şarkılar nasıl bir araya geldi, şarkıları kim seçti?”Neredeysen” yaklaşık 10 yıldır söylemek istediğim çok özel bir şarkıdır, bir Fikret Şeneş şarkısı. Daha önce Semiramis Hanım(Pekkan) söylemişti. Kamuran Akkor’un yorumladığı “Düşmanlarım Çatlasın” çok farklı özel bir şarkıdır yine. Hakan’la (Hakan Eren) bunları konuştuğumda onun da hoşuna gitti, çok da destek oldu. Şu anda çalıştığım menajerim “Tövbeler Tövbesi”ni okumamı çok arzu etti. Sanat müziği fakat sözleri ve altyapısına baktığınız zaman herkesin çok rahat ve kolay ezberleyebileceği, keyif alabileceği bir şarkı. Biz halk olarak pek şarkı ezberlemeyiz, daha çok nakarat hoşumuza gittiği zaman nakaratı hep bir ağızdan söylemeyi tercih ediyoruz, bu şarkıları secerken daha akılda kalabilen sözler, daha kolay ve hep bir ağızdan söylenebilen şarkılar olmasını tercih ettim. Hakan’ın katkısı çok büyük. Türküde (Ben Beni) eşimin katkısı çok büyük. Biz türkü seven bir çiftiz, aslında millet olarak da seviyoruz. Ben türkücü değilim fakat kendi yorumumla, farklı bir tarzda okudum ve insanların da çok hoşuna gitti. Türkü gırtlağıyla türkü okuduğunuzda gençlik çok fazla dinlemeyebiliyor. Bu şekilde benim kitlem de işin içine giriyor. Ortak bir fikir olan “Hatıralar” Neşe Karaböcek’in çok uzun yıllar önce söylediği bir şarkı. Bir de babamın (Dursun Salkım) bir şarkısını okumayı çok arzu ettim, “Bu Ne Biçim Aşk Böyle” zamanında altın plak almış çok sevilmiş bir şarkı. İşte böyle bir karma albüm ortaya çıktı ve içinde herkesin istediği bir şarkı oldu.
Bundan sonra konsept albümlerle mi devam edeceksiniz yoksa pop müziğe dönmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’de sürekli bir değişim yaşıyoruz ya, aslında önümüzü çok göremiyoruz baktığımızda. Alternatif müzikler çıkıyor, bunları dinlediğimiz zaman içlerinde çok da güzel şeyler de var, benim de dinlediğim… Fakat benim tarzım bundan sonra bu müzik olacak, bundan sonrasında pop müziğe dönüş yapabileceğimi zannetmiyorum. Sıfır şarkıları da bunun üzerine kurmak istiyorum ki artık kitle bir şeye alışsın ve ne olduğu ortaya çıksın. Belki bir ara konsept olarak belli ozanların seçildiği, kendi içinde bütünlüğünü koruyan bir Türk halk müziği albümü de yapabilirim.
Prodüktörlük de yaptınız, albüm yapmak istediğiniz yeni isimler var mı?Prodüktörlüğün çok zor olduğunu fark ettim. Bir de sözünüzü geçirebilmek ve bazı insanlara bir şeyleri kabul ettirebilmek galiba biraz daha güçleçmiş durumda. Aslında herkesin kendi işini yapması ya da kendi albümünün prodüktörlüğünü yapması, burada da tabii ki destek kuvvetlerle bunu tamamlaması çok daha doğru geliyor bana. Şu anda var olan isimlere prodüktörlük yapmak uzak geliyor ama sıfır bir isim olabilir. O da nasıl olabilir; benim bir öğrencim var, Burcu. Onu jürilik yaptığım televizyon yarışmasında keşfettim, oradan elenmişti. Üç senedir ona bir ablalık yapıyorum. Onu Arif Sağ’a yolladım. Arif Sağ’dan sertifikasını alıp mezun olacak. Çok güzel saz çalıyor ve çok değişik bir sesi var, bir Selda Bağcan havasında, çok genç çok pırıl pırıl bir isim. Belki ona daha batılaştırılmış tarzda bir Türk halk müziği albümü yapabilirim, onun haricinde çok düşünmüyorum.
Daha önce prodüktörlüğünüzü yaptığınız Tarık ve Hilal Cebeci ile sorunlarınız oldu. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Herkesi memnun edemeyebilirsiniz, herkesi memnun etmeye çalışmak bence yapacağımız en büyük hatalardan biridir. Benim de bu işe başladığımda çalıştığım yapımcılarla ilgili memnuniyetsizliklerim vardı fakat çıkıp da bunları anlatmayı tercih etmedim. Herkes aynı dili konuşmayabilir, benim onlar haricinde çalıştığım isimler de vardı, onlar benden memnundu. Demek ki burdaki sorun aslında ne benden, ne karşı taraftan kaynaklanıyor. Demek ki biz ortak paydada buluşamamışız. Bazı albümleri yaparken hatır işi yapabiliyorsunuz, o yuzden “Prodüktörlüğü artık pek yapmak istemiyorum” dedim. Mesela Cenk Eren’le çalışmıştım ben, kendisi halen Nükhet Hanım’la (Duru) beraber çok güzel çalışmalar yapıyor. Yaptığı her işte bana akıl danışır, beni arar, sorar. Lerzan Mutlu ile bir albüm yapmıştık. Sonrasında başka albümler de yaptı, onunla çok güzeldir diyaloglarımız. Ayna grubuyla çalışmıştık, onlar kendi içlerinde dağıldılar. O dönem çalıştığım çok isimler vardı, içinden birkaçıyla anlaşamak bence mümkün.
Ayça Şen sizinle yaptığı röportajın sonunda “Gitar dersi al, detone de olsa, al eline gitarını, yaşadıklarını, pişmanlıklarını anlat, biz de şimdiye kadar yaşadıklarına ‘Kız yaşadı ama onu da sanatına geçirdi’ diyelim” diyor. Bu eleştiriye hak veriyor musunuz?
Ben her yaptığım şeyde kendimden bir şeyler yarattığıma inanıyorum. Zaten ilk yurt dışından geri döndüğüm zaman “Ayna” adlı bir albüm çıkardım, orada bana ait dört şarkı var. Bunların öne çıkamamasının sebebi ben değilim. Dinleyen insanların veya radyoların veya televizyonların buna ağırlık vermesi gerekiyor. Bu konuda benim yapabileceğim bir şey olamıyor. Bir ikincisi, her insan bu konuda çok yetenekli olmayabilir. Baktığınız zaman Türkiye’de bir Ajda Pekkan, bir Zerrin Özer, bir Nilüfer de vardır. Bu insanlar da kendi şarkılarını yazıp bestelemezler, başka şarkıları yorumlarlar, yorumlarlarken kendilerine has bir tarzla yorumlarlar. Onlardan nasıl böyle bir şey beklenmiyorsa benden de beklemenin çok fazla doğru olmadığını düşünmüyorum. Bu his meselesidir, yetenek meselesidir, duygularını paylaşıp paylaşmamayı arzu etmek meselesidir. Belki de ben bundan sonraki albümde kendimi böyle iyi hissedip tek bir şarkı koyabilirim ama bir ozan değilim. Bu ayrı bir yetenek; Yıldız Tilbe, Sezen Aksu bir ozan evet ama Türkiye’de böyle kaç isim var? O yüzden beni bu kategoriye sokmalarını doğru bulmuyorum.
En çok akıllarda kalan şarkılarınızda imzası olan Ozan çolakoğlu ve Seda Akay gibi isimler bu albümde niye yoklar?
Bundan önceki albüm “Sen Nasılsan Öyleyim”deki şarkıların çoğunun sözleri Seda Akay’a aitti. Ozan Çolakoğlu maalesef çok yoğun. Çok çalışmak istediğiniz insanlar oluyor ama albüme girdiğiniz sırada o insanların yoğunluğu, kendi özel işleri olabiliyor. O yoğunluk sırasında da o insanlarla çalışma fırsatı bulamıyorum. Türkiye’de her insanla çalışma fırsatım oldu; Garo Mafyan, Aykut Gürel, Melih Kibar, Şehrazat, Sezen Aksu, Çiğdem Talu, Zeynep Talu gibi çok önemli isimler benim albümlerimde hep yer aldılar. Ben çok seçenekli çalıştığıma ve bütün bu değerli insanların tadını ve dokusunu hissettirebildiğime inanıyorum. O yüzden hep aynı insanla çalışmayı da çok doğru bulmuyorum. Zaman içerisinde üretirken tüketime doğru gidebiliyorsunuz. Sizinle çalışırken başka insanlar da aynı müzisyenlere talepte bulunmaya başlıyorlar ve bu insanlar yoruluyor, üretimlerinin kalitesi azalmaya başlıyor.
Oyunculuğunuz da var. Son projeniz “Sessiz Gemiler” beğenilen bir dizi olmasına rağmen, uzun ömürlü olamadı…
İnsanların taleplerine cevap veremediğiniz zamanlar oluyor. O dönem bizim işimiz de şansız oldu. Savaş Dinçel rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldı ve sonra Savaş Abi’yi kaybettik. Yerine gelen Müşfik Kenter de çok değerli bir oyuncuydu ama ben oynamayı tercih etmedim etik olarak. Osman Yağmurdereli çok rahatsızdı. Ben 14 bölüm oynadım, 17. bölümde de iş bitti. Bir de TV’de enteresan bir şey gelişmiş; çok tehlikeli günler var, sizin ön plana çıkabileceğiniz günler var. Biz Pazartesi yayına girdik, çok kıran kırana bir gündü. Çok büyük bir mücadelenin içine giriyorsunuz. Çok oturmuş diziler var, onların içine girebilmeniz zaman istiyor. Kanallar bu konuda çok sabırlı davranmıyor, yapımcılarla ilişkiler farklı boyutlarda maalesef. Ben yapımcıların ekran başındaki insanların biraz direnmesi gerektiğini düşünüyorum. Kaliteli işlerin arkasında durmak, kalitesiz işlerin arkasında durmaktan çok daha önemli bence. Senaristlere de çok iş düşüyor. Türkiye’de dizi adına büyük bir kaos var. Ben bugün okuduğum kitapların dizi olması taraftarıyım fakat bunlar en fazla 26, bilemedin 30 bölümde bitmek zorunda. Hiçbir ülkede bir buçuk saat dizi izleyemezsiniz. Bir Friends izlediğinizde 22 dakikadır, reklamlarla birlikte 40 dakika sürer. Bizde böyle olduğu zaman maliyetler artıyor veya insanlar tatmin olamıyor. Gece gündüz iş yetiştirmeye çalışıyorlar, nerdeyse her hafta bir sinema filmi yetiştirmek zorunda kalıyorlar. Bu da kaliteyi azaltmaya başladı. Eskiden seyirci her diziyi izlerdi, şimdi onlar da seçmeye başladı. Bunun da toparlanması gerekiyor. Bir ülkenin TV kanallarının sadece dizilerden ibaret olmaması gerekiyor. Bizim biraz da eğitim, sohbet, müzik, kültür, felsefe, gelenek, görenek, eğlence, yarışma gibi programlara da ihtiyacımız olduğuna inanıyorum ben. O yüzden de dizi çekmeme kararındayım.
Röportajlarınıza bakınca aynı anda hem muhafazakar, hem de feminist bir çizgi çiziyorsunuz. Burada bir çeşilki yok mu?
Gazeteci arkadaşların aslında bir psikolog gibi olduğuna inanırım ben. Siz oturur kendinizi anlatır, sorulara cevap verirsiniz fakat onların algıladıkları ve yazdıkları kendilerine aittir. Bana benim yetiştiğim aile tarzını ve kızımı nasıl yetiştirmek istediğimi soruyorlar. Ben de bir sanatçı olarak “Ben işim olmadığı zaman geç saatlere kadar sokakta durmuyorum, eğlenmiyorum, alkol almıyorum. Çünkü neden kendime iyi bakmak zorundayım. Ertesi gün röportajım olabilir, konserim olabilir veya başka işlerime konsantrasyonum olması gerekiyor” diyorum. Aslında sorulan soruya bire bir cevap veriyorum ama orada yazılan bire bir değil. Ya başından kesiyorlar, ya sonundan kesiyorlar ve ortaya anlamsız bir karmaşa çıkıyor. Dolayısıyla da ben söylediğimi anlatamıyorum, ifade edemiyorum, aslında ben anlatıyorum da onlar anlamak istemiyorlar ve öyle yazmıyorlar. Bunlar okunduğu zaman da tabii ki sizler gibi insanlar diyor ki: Bu bir çelişki mi? Ben hiçbir zaman “Feministim” demedim. Kadın güçlüdür, ayakta durmalıdır ve çalışmalıdır. Ben kadının böylesini seviyorum çünkü ben böyleyim. Bunun yanında da kadın annedir, fedakardır, hem ailesine hem çoluğuna çoucuğuna eşine karşı sorumlulukları vardır. Kadın sanatçıysa topluma karşı sorumlulukları vardır. Kadının topluma karşı sorumlulukları nelerdir; dikkatli yaşamak, bir aile hayatı varsa bunu korumaya çalışmak, kendi özeline fazla karıştırmamaya çalışmak fakat ona sorulan sorulara da büyük bir saygıyla cevap vermek… Belki de bunu anlatamıyorum. Bir yıl içinde beş tane röportaj yapayım, beşinde de ayrı şey okuyorsunuz çünkü onlar sadece algıladıklarını yazıyorlar. Halbuki ben herkese aynı şeyi söylüyorum. Burada aslında tezatlık bende değil, karşımdaki insanda…
Gülşen yeni albümünü anlattı

Uzun bir aranın ardından “Önsöz” isimli yeni albümünü yayınlayan ve “Bi An Gel” şarkısıyla müzik listelerinde üst sıralarda yer alan Gülşen ile yeni albümünü konuştuk.
“Önsöz” ne kadar sürelik bir çalışmanın ürünü?
Yaklaşık iki yıllık bir çalışma sonucunda oluştu. Ama ben bunun için bu zamana kadar olan deneyimleri düşününce artı iki diyorum. Çünkü her yeni ürün tüm geçmişin özeti oluyor.
Albümünüzü üç kelimeyle ifade etmenizi istesek…
Yenilenmiş, mutlu, enerjik…
Nazan Öncel cover’ı hariç ilk kez bir albümünüzde tüm şarkıların söz ve müzikleri size ait. Bu özel bir tercih miydi?
Özel bir tercih değildi, ben genellikle kendi albümlerimde söz ve müzik çalışmalarımı kendim yapıyorum.
Bundan sonra da tamamen kendi şarkılarınızdan oluşan albümler mi dinleyeceğiz?
Yine benzer çalışmalar olacaktır. Hem kendi söz ve müziklerime yer verebilir hem de çok beğendiğim şarkıları seslendirmek isteyebilirim.
Daha önce albümden çıkardığınız şarkılarla ilgili bir pişmanlık yaşadığınızı ifade etmiştiniz. Bu şarkıları yazın bir single projesi ile değerlendirmeyi düşünür müsünüz?
Benim geçmiş albümlerimle ilgili hiçbir pişmanlığım yok. Hepsi kendi döneminde bana değer katan eserlerdi. Şu an için bir single projem yok.
İkinci video klibi hangi şarkıya çekmeyi düşünüyorsunuz?
Henüz karar veremedik.
Peki albümde öncelikli olarak kliplendirmeyi istediğiniz diğer şarkılarınız hangileridir?
“Ezber Bozan”, “Bir Taraf Seç”, “Dillere Düşeceğiz”, “Tamamen Yanılsama” ve “Arkadaş Kalalım klip çekmeyi düşündüğümüz ilk şarkılar arasında yer alıyor.
Ozan Çolakoğlu ile nasıl bir araya geldiniz? Bu ortaklık devam edecek mi?
Ben Ozan Çolakoğlu ile çalışmayı çok istiyordum ama çalışmak için zaman olarak denk gelmeye çalışıyorduk. O bir süre çok yoğundu. Ardından ben Londra’dan döndüm ve çalışmalarımıza başladık. Ben kendisine müziğin dahi ismi diyorum. Çok keyifli bir ekip çalışması gerçekleştirdik. Bundan sonra da çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Bir süre önce “Bir An Gel” şarkısını Tarkan’ın seslendirmek istediği ve sizinle düet yapacağı gibi söylentiler dolaşmıştı, bu konuda ne söylemek istersiniz?
Kendisi bu şarkıyı çok sevdi ama aramızda düet ile ilgili bir konuşma geçmedi.
Albümüzde dans parçaları da bulunuyor. Konserlerinizde özel sahne şovları hazırlamayı planlıyor musunuz?
Evet, sahne şovları ile birlikte daha keyifli ve eğlenceli konserler vermek istiyoruz. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor.
Son dönemde müzik piyasasında birçok sanatçı albüm yerine single çıkartmayı tercih etmeye başladı. Siz böyle bir dönemde 10 yeni şarkıdan oluşan bir albüm yayınlama cesaretini göstermiş bir sanatçı olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Albüm çıkarıyor olmak bizim gibi isimler için olmazsa olmaz. Ben yeni şeyler üretmekten keyif alıyorum ancak ileride single çalışması yapmayı da düşünebilirim.
Azize’nin ilk albümü çıktı
12 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Müzik Haberleri
Azize ilk albümü “Yeni Binyılın Aşığı”nda yer alan onüç şarkının tüm sözlerini kendisi yazdı. Albüm, Baki Duyarlar, Erkan Oğur, Göksel Baktagir, İlhan Erşahin, Şirin Pancaroğlu, Yinon Muallem, Yahya Dai, Cenk Erdoğan, Mutlu Doğan, Burcu Karadağ ve Javier Limon gibi farklı müzik dallarından değerli müzik üstadlarının işbirliği ile kaydedildi. Sınırsız hayal gücünü şiirlere ve şarkılara yansıtan Azize, müzik albümü ile yeni bin yılın gençlerine lider duruşu ile sevgiyi anlatmak, felsefesini paylaşmak için, bir aşığın yüreğiyle, kalemiyle yeni bin yılın kadın ozanı halinde samimiyeti, yüreğine esen şarkıları ve masum öyküsünü dinleyiciye sunuyor. Albüm, sırasıyla “Dalgalar”, “Elif”, “Gece”, “Gel de Ağlama”, “İnce”, “Geldim”, “Kelam”, “Buldum”, “Tembel Papatya”, “Hece”, “Suyum”, “Yanıyor” ve “Azize Sirto” adlı şarkılardan oluşuyor.
Kurtlar vadisi pusuda 81.Bölümde neler olacak
Abdulhey’in ölmeyeceğini söylemiştik. 81. bölümde Kurtlar Vadisi Pusu Abdulhey’in ölüm haberi ile sonra erdi. ama buna inanmayın polat alemdarın iskender büyük için sinsi planları Ya gerçekten öldü mü? 82.bölümde gelişecel olan sürpriz gelişmeler neler olacak?
Kurtlar Vadisi Pusu 81.bölüm fragmanında Abdulhey’in kalbinin durduğunu görüyoruz. Kalbi duran insan hemen ölmez ki… Ölecekse fragmanda neden cenaze görüntüsü yok… Habere yorum yazarak düşüncelerinizi okurlarımızla paylaşabilirsiniz…
Kurtlar Vadisi Pusu 81.bölüm özeti için tıklayın
Kurtlar Vadisi Pusu, verdiği 2 haftalık aranın ardından solukları kesecek 81. bölümüyle 4 Mart Perşembe akşamı Star TV ekranlarında olacak.
Yine nefesler tutulacak, tüm Türkiye Star TV ekranlarına kilitlenecek.
Hastanede yaşanan kritik anlarda neler olacak? Kendi yarasını önemsemeden Abdülhey”in kurtulması için elinden geleni yapan Polat Alemdar”a ne olacak Hastanede yaşam savaşı veren Abdülhey ve Polat”ı kimler öldürmek isteyecek Erhan”ı kim, niye rehin alacak? Hastanenin güvenliğini sağlamaya çalışan Memati ne yapacak? Ebru”yu hastanede bekleyen büyük sürpriz ne olacak?
Ameliyatın ardından kalbi duran Abdülhey, ölecek mi?
Bu ne sipekulasyon Tarkan
Uzun zamandır gundemde yerini alamayan tarkan turkiiyede kendini magazin haberlerinde baş sayfalarda göstermek için ilginç bir yola basvurdu uyusuturucu ceteleriyle adını magazine yazdıran tarkan serbest kalısında unutulmayacak anılara imza attı
Uyuşturucu operasyonu kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen şarkıcı Tarkan savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Basım mensuplarına kısa bir açıklama yapan Tarkan ‘Ne kadar sevildiğimi bir kez daha anladım’ derken, gözyaşlarını tutamadı…
Tarkan’ın İstanbul Adliyesi’ndeki sorgusu saat 14.00 sıralarında başladı ve yaklaşık 45 dakika sürdü. Tarkan’ın ifadesinin yaklaşık 2,5 sayfa sürdüğü öğrenildi. Savcının ünlü sanatçıya uyuşturucu madde içip içmediği sorduğu Tarkan’ın uyuşturucu madde kullandığını belirterek, ‘Pişmanım’ dediği ifade edildi. Tarkan’ın savcının, “Arkadaşlarına uyuşturucu temin ettin mi” sorusuna ise, “Temin etmedim” yanıtını verdiği öğrenildi.
Sorgunun ardından Tarkan’la beraber iki kişi serbest bırakıldı. Sekiz kişi ise tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. Bu kişilerden Recep Aytek ile Abdülmelik Geniş çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, K.K, T.M, G.Y, Ö.F.M, M.E ve F.H isimli sanıklar da serbest bırakıldı.
Serbest bırakılan Tarkan gazetecilerin arasında güçlükle aracına ilerledi. Tarkan, aracına binmeden önce adliye önündeki hayranlarını el sallayarak selamladı. Cipine binen Tarkan’ın ağladığı görüldü.
Tarkan, adliyeden çıkışı sırasında basın mensuplarına kısa bir açıklama yaptı.
Tevetoğlu, adliyenin ön kapısını tamamen dolduran ve yaklaşık 150 kişi oldukları gözlenen basın mensuplarına, avukatlarının zamanında gereken açıklamayı yapacaklarını belirterek, “Hayranlarım, ailem, bütün sanatçı arkadaşlarıma çok teşekkür etmek istiyorum. Bütün sevenlerime çok teşekkürler. Ne kadar sevildiğimi bir kez daha anladım. Yakın zamanda daha geniş bir açıklama yapacağım” ifadelerini kullandı.
ADLİYEDEN POLİS TAKVİYESİYLE AYRILABİLDİ
Basın mensuplarının yoğun ilgisi nedeniyle adliye bahçesinde bekleyen arabasına gitmekte zorlanan Tevetoğlu’nun, arabasına ulaştırılması için takviye polis ekipleri çağrıldı. Şarkıcı Tevetoğlu, çevik kuvvet ekiplerinin yardımıyla arabasına 10 dakikada ulaşabildi.
Bindiği otomobilin güneşliğinden dışarı çıkarak, adliye kapısında kendisini bekleyen hayranlarına el sallayıp öpücük yollayan Tevetoğlu, daha sonra tekrar otomobiline oturup adliyeden ayrıldı.
TARKAN TEVETOĞLU GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Tarkan Tevetoğlu’nun otomobili, çok sayıda basın mensubu ve hayranlarının ilgili nedeniyle, çevik kuvvet yardımıyla Çırağan Caddesi’ne çıkabildi. Bu sırada bazı hayranlarının Tevetoğlu’nun otomobiline yaklaşarak ağladıkları görüldü.
Yoğun ilgi ve sevgi gösterileriyle karşılaşan şarkıcı Tevetoğlu’nun da ağladığı görüldü. Tevetoğlu’nun gözyaşlarını gören hayranlarından bazıları, “Ağlama Tarkan, bugün bizim günümüz” dediler.
AVUKATI EGEMENOĞLU’NUN AÇIKLAMASI
Bu arada serbest bırakılmasının ardından, Tarkan Tevetoğlu’nun avukatı Yunus Egemenoğlu, basın mensuplarına yazılı bir açıklama dağıttı.
Açıklamada, “spekülatif haberleri önlemek, yürümekte olan bir yargılamanın yanlış yönlendirilmesini engellemek ve Tarkan’ın sevenleri için kamuoyunu belirli konularda bilgilendirmek” istendiği belirtilerek, “Tevetoğlu’nun söz konusu suç örgütü ile ilgisinin, evinde ve üzerinde kokain bulunmadığı, uyuşturucu bağımlısı olduğunun doğru olmadığı, arkadaşlarına uyuşturucu ortamı sağlamadığı ve uyuşturucu ticaretinin içinde olmadığı, olmayacağı” savunuldu.
Açıklamada, Tevetoğlu’nun ayrıca, “(Torbacılar) diye tabir edilen insanlarla hiç bir bağlantısının olmadığı, torbacıların defterlerinde adının geçmediği, herhangi bir örgütle doğrudan ya da dolaylı bir bağlantısının olmadığı, ‘polise direndiği’ haberlerinin gerçeği yansıtmadığı, ilgili makamlara yardımcı olduğu ve evinin aranmasında kolaylık sağladığı, şoförüne herhangi bir suç atma bilgisinin doğru olmadığını ve Tarkan’ın hem emniyette, hem de savcılıkta hukuka uygun, insani muamele gördüğü” bildirildi.
“Yargılama sonunda gerçekler ortaya çıkacaktır” ifadesi kullanılan açıklamada, kamuoyu ve basın mensuplarının spekülatif açıklamalara itibar etmemesi rica edildi.
Açıklamada, gerektiğinde yasal kurallara uygun yeni açıklama yapılabileceği de hatırlatıldı.







