Kadınlar Uykuyu Sekse Tercih Ediyorlar!

24 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


ABD’de 2 bin evli kadına sordular, yüzde 63’ü “Uyku ve kitabı sekse tercih ederim” dedi. Yüzde 37’si ise seksten oldukça memnun.
24 Mayıs 2010 Pazartesi, 09:26:24
Amerikan internet sitesi “iVillage” tarafından yapılan bir araştırmaya göre, evli kadınların çoğu seks yapmak yerine, uyumayı, kitap okumayı veya film izlemeyi tercih ediyor.

2 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada kadınların yüzde 63’ü uyumayı, televizyon izlemeyi ve kitap okumayı sekse tercih ettiklerini söyledi.

Araştırmaya katılanların yüzde 37’si ise eşleriyle seks yapmayı hiçbir şeye değişmeyeceklerini belirtti.

İlişki terapisti Ian Kerner, seks hayatlarının sorunsuz olduğunu söyleyen kadınların geceleri aslında seks yapmak yerine internette dolaştıklarını ve televizyon izlediklerini açıkladı.

Ankette ayrıca kadınların yüzde 67’si ise seks hayatlarının tek düze olduğunu, yüzde 62’si de başka erkeklerle birlikte olma fantezisi kurduğunu söyledi.

Et Ürünlerini Kansere Karşı Terbiye Edin!

24 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


Bilim adamları, sıcak havaların tadını mangal keyfiyle çıkarmaya hazırlananlara, mangal yapmadan önce eti baharatlarla terbiyelemenin kanser riskini önemli ölçüde azalttığını duyurdu.
24 Mayıs 2010 Pazartesi, 11:34:47
İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, ABD’deki Kansas Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, mangalda pişirilen etlerin kısa sürede yüksek dereceli ısıya maruz kaldığına ve kanserojenik etki gösteren heterosiklik amin (HCA) moleküllerinin oluştuğuna dikkati çeken bilim adamları, eti çeşitli baharatlarla terbiyelemenin bu riski büyük ölçüde azalttığını bildirdi.

Kimyon, kişniş, Çin zencefili, rozmarin ve zerdeçal gibi baharatların HCA oluşumunun azalmasındaki rolünü araştıran bilim adamları, özellikle rozmarinin bu konuda oldukça etkili olduğunu ortaya koydu.

Bilim adamları, baharatların HCA oluşumunu yüzde 40 oranında düşürdüğünü, bunun da doğrudan ateşe maruz kalarak pişmiş etlerden kaynaklanan kanser riskini azalttığını belirtti.

Diğer baharatların etkilerini de araştıracaklarını bildiren bilim adamları, bu arada mangal keyfine düşkün olanlara pişirmeden önce etleri en azından söz konusu baharatlarla terbiye etmeleri önerisinde bulundu.

Fazla Mesai Cebe Yarar, Kalbe Zarar!

24 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


İngiliz bilim adamlarının 25 yıldır sürdürdükleri çalışma, iki saati aşan fazla mesainin, kalp damar hastalıkları bakımından ciddi bir risk artışına neden olduğunu ortaya koydu.
24 Mayıs 2010 Pazartesi, 12:00:04
İngiltere’de 10 binden fazla çalışanın 25 yıl izlendiği ”Whitehall II” adlı araştırmanın sonuçları, ”Avrupa Kalp Dergisi”nin (European Heart Journal) 12 Mayıs 2010 tarihli sayısında yayımlandı.

Araştırma, 7 saat olarak kabul edilen normal mesainin üzerinde çalışanların, normal çalışanlara oranla kalp krizine bağlı ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi ve anjiyo gibi kalp risklerini yüzde 60 oranında artırdıklarını ortaya koyuyor.

Araştırma ekibinden Londra Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Manianna Virtanen, kilo, kolesterol ya da sigara kullanımı gibi kalp hastalıklarını tetikleyen faktörlerin de göz önünde bulundurulduğu ve katılımcılar için koşulların eşitlendiği araştırmada, diğer faktörlerden bağımsız olarak fazla çalışmanın etkilerinin yüzde 60 gibi yüksek bir oran olmasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.

Fazla mesai ile koroner kalp hastalıkları arasındaki bağlantıya işaret edecek çalışmaların sayısının artması gerektiğine işaret eden Virtanen, ayrıca, fazla çalışma ile tip 2 diyabet ve depresyon arasındaki olası bağların da araştırılması gereken konular arasında yer aldığını belirtti.

Londra merkezli 20 farklı iş yerinde çalışan 10 bin 308 kişinin izlendiği araştırmaya göre, bir ya da iki saat fazla çalışma, kalp hastalıkları yönünden risk oluşturmazken, 3 saat ve üzerindeki fazla mesai ”kalbi yoruyor”.

Araştırmayı yürüten ekip, fazla çalışma ile kalp sorunları arasındaki bağlantının olası nedenlerinin başında, fazla çalışmanın kişiyi ”Tip A Davranış Biçimi” olarak tanımlanan davranışa sürüklemesini gösteriyorlar. Tip A davranış biçimi ”gergin, sinirli, hassas, zaman endişesi yaşayan” kişileri tanımlamak için kullanılıyor.

Uzmanlar, uykuya yeterince zaman ayıramamak, yatağa girmeden önce günün stresinden arınacak vakit bulamamak ve iş stresine bağlı gizli tansiyonun da etkili olabileceğini belirtiyor. Bu tür tansiyon, rutin kontrollerde kendini göstermediği için ”gizli” olarak adlandırılıyor.

SPORUN ÖNEMİ

Araştırmanın sonuçlarını AA muhabirine değerlendiren Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı, Kalp Damar Hastalıkları Uzmanı Dr. Tayfun Gökdoğan, günümüz koşullarında özellikle hareketsizlik ve stresin birçok hastalığın nedeni olarak hekimlerin karşısına çıktığını söyledi.

Fiziki koşulları uygun bir ortamda çalışan ve işini severek yapan, çalışmaktan keyif alan kişiler için uzun süre çalışmanın herhangi bir sağlık sorununa yol açmayacağını ifade eden Gökdoğan, şunları kaydetti:

”Çalışma ortamının düzgün olması, yöneticilerin uygun bir ortam sağlaması araştırmada belirtilen hususların önüne geçebilir, ancak masa başında hareketsiz olmak hastalıkları tetikliyor, tüm hastalıkların temelinde hareketsizlik yatıyor. Uzun mesailerin ardından hiç değilse 3 günde 1 kez, 1 saat olsun kendimize zaman ayırıp spor yapmamız, hareket etmemiz lazım. Atomlarımız bile sürekli hareket halinde. İş yerlerinde sorumluluk alan kişiler için bu sorumluluğun getirdiği stresler var, işin doğasında da stres olabilir, bunlar da çok etkili. Günümüz koşullarında stresten uzak durmak zor. Tüm bu stresin bize hastalık olarak döndüğünü de unutmamak lazım.”

Gökdoğan, özellikle masa başında saatlerce çalışanların, saat başı kalkıp birkaç dakika yürümelerini ve asansör kullanmamalarını önererek ”Kaliteli bir yaşam, iyi bir yaşlılık için hareketi artırmak zorundayız” diye konuştu.

Dikkat! Klima Altında Uyumayın!…

24 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


Klima altında uyumayın
Uzmanlar, yaz aylarında klima altında uyumanın birçok hastalığa davetiye çıkardığını söyledi.
23 Mayıs 2010 Pazar, 13:02:28
Klimalı odalarla uykuya dalınmasının birçok rahatsızlığa davetiye çıkardığını belirten uzmanlar, yatak odasında klima bulunduranların gribal ve viral enfeksiyonlar, kas ağrıları, kas tutulması ve zatürree gibi rahatsızlıklara yakalanabilecekleri uyarısında bulundu.

Klimanın dikkatli kullanılması gerektiğini kaydeden uzmanlar, “Klimanın en zararlı yanı havayı kontrolsüz olarak kurutuyor. Bu da birçok rahatsızlığa sebep oluyor. Bir günde sıcak bir odada uyumadan kaynaklanan rahatsızlıkla özellikle

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman, Diyarbakır illerinde 3 kişi hastaneye başvururken, klimalı odalarda uyuyanların başvuruları ise 100′ü geçiyor. Ancak mutlaka klima gerekiyorsa çok dikkatli kullanılmalı. En düşük seviyeye ayarlanmalı ve uykuya dalınca mutlaka kapatılmalıdır” dedi.

İYİ BİR UYKU İÇİN…

Uzmanlar, iyi bir uykunun püf noktasının her gün aynı saatte uyanmak olduğunu da dile getirdi. Uzmanların iyi bir uyku için önerileri ise şöyle:

“Gündüz vakti olabildiğince aydınlık ortamlarda bulunun. Sabah çalışmaya başlamadan önce biraz yürüyüş yapın. Günlük yürüyüş süresinin ortalama 45 dakikadan kısa olmamasına özen gösterin. Aldığınız kafein içeren kahve, çay, çikolatayı kısıtlayın. Günde iki fincandan fazla kahve içmeyin. Uykuya dalmakta veya sürdürmekte sorununuz varsa kafeini tamamen hayatınızdan çıkarın. Mümkün ise sigarayı azaltın, uyku ile ilgili sorununuz varsa sigarayı tamamen bırakmaya çalışın. Alkollü içeceklerden tamamen uzaklaşın.”

Tıp dünyası önemli bir soruya endekslenmiş durumda: Aspirin faydalı ama kim için?

24 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


Aspirin bilmecesi çözüldü
Tıp dünyası önemli bir soruya endekslenmiş durumda: Aspirin faydalı ama kim için?
24 Mayıs 2010 Pazartesi, 15:58:13
Aspirini bilmeyenimiz yok. Özellikle de Aspirin’in kalp ve damar sistemine ve iltihaplanmaya karşı faydaları keşfedildiğinden beri… Fakat son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda bu faydalar önemli bir soruya endekslenmiş durumda: Aspirin faydalı ama kim için?

Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nin yayımladığı araştırma sonuçları Aspirin’in sağlığa zararları hakkında önemli bilgileri gözler önüne seriyor. “Önlem olsun diye Aspirin kullanmanın risklerini kesinlikle göz ardı etmemeliyiz” deniliyor. Chapel Hill- North Carolina Kardiyovasküler Bilim ve Tıp Merkezi Başkanı Sidney Smith, araştırmaların Aspirin’in ikincil koruyucu olarak, yani daha önceden bir koroner kalp hastalığı, kalp krizi, iskemik (kansız) beyin atağı geçirenlerde, kalbine stent takılan veya by-pass geçirenlerde önlem için alınan Aspirin’in faydalı olduğunu söylüyor.

Ya bu grubun dışında kalan, ama önlem olur diye düzenli Aspirin kullananlar? “Onlara dikkat!” diyor Sidney Smith. Yaş, cinsiyet ve hatta kardiyovasküler problemin söz konusu kişi için nasıl bir risk oluşturduğu, Aspirin’in fayda ve zararlarını belirliyor. Yaşı ileri olan ve ciddi risk taşıyanlar için uygun görülürken, “Yaşım 50’ye geldi ben de önlem olarak her gün bir Aspirin alayım” mantığının yanlış olduğunu belirtiyor uzmanlar. 45- 79 yaş arasında olup kalp hastalığı veya kalp krizi riski taşıyan bir erkekseniz veya 55- 79 yaş arası iskemik beyin atağı riski taşıyan bir kadınsanız önleyici olarak bir tane Aspirin kullanmak sizin için faydalı olabilir. Ama yine de Aspirin’in fayda ve zararlarını iyice tanımanız gerekiyor.

İşte son araştırmalar ışığında Aspirin’in fayda ve zararları:

1. İşitme kaybı riskini artırıyor:

Düzenli olarak (haftada en az 2 defa) Aspirin kullanan erkeklerde işitme kaybının yüzde 12 oranında arttığı biliniyor. Hatta 50 yaşından genç olup düzenli Aspirin kullananlarda bu riskin yüzde 33’e çıktığı tespit edilmiş. Yalnız Aspirin değil düzenli kullanılan nonsteroid antienflamatuarlar ve asidominofen kullanımının işitme kaybı riskini ciddi şekilde artırdığı biliniyor.

2. Kolorektal (kalın bağırsak) kanser riskini azaltıyor:

2009 yılında Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmaya göre düzenli Aspirin kullanımının bazı kanser hastalarında (COX-2 enzimi ifade eden tümör taşıyan) yaşam şansını arttırdığını, hatta haftalık Aspirin tüketimi 325 mg’lık haplardan oluşan 14 defayı geçtiğinde, bu tip kanser oluşumunun engellendiği tespit edilmiş.

3. Meme kanserinin tekrarını ve bazı durumlarda da oluşumunu engelliyor:

Şubat 2010’da yayımlanan bir araştırma raporuna göre her hafta az miktarda ve 2 ile 5 defa arasında Aspirin kullanan meme kanseri geçirmiş kadınlarda, hastalığın yüzde 71 oranında daha az ölümle sonuçlanıyor.

4. Prostat kanseri test sonuçlarını yanıltabiliyor:

Düzenli olarak Aspirin veya kortizon kökenli olmayan antienflamatuarlar kullanan erkeklerde prostat kanserinin teşhisinde ölçülen PSA düzeyinin gerçekte olduğundan yüzde 10 az çıktığı biliniyor.

5. Alzheimer hastalığına karşı koruyor:

Düzenli Aspirin kullananlarda yüzde 13 oranında daha az Alzheimer görülüyor. Fakat öte yandan başka bazı araştırmalar da ibuprofen gibi, kortizon kökenli olmayan antienflamatuarların Aspirin’den daha iyi etki ettiğini savunuyor.

6. Aspirin beyin kanamasının tekrarını engelleyebiliyor:

Ibuprofen ile birlikte alınmadığı takdirde, Aspirin beyin kanamasını engelleyebiliyor. FDA Aspirini ibuprofen maddesiyle birlikte kullanmama konusunda tüketiciyi resmi olarak uyarıyor.

7. Parkinson hastalığına karşı koruyor:

Kadınlar üzerinde yapılan bir araştırma haftada 2 veya daha fazla olmak üzere hayatı boyunca en az bir ay boyunca Aspirin kullanan kişilerde yüzde 40 oranında daha az Parkinson hastalığı görüldüğünü iddia ediyor.

8. Diyabeti olan kişilerde Aspirin’in kalp krizine karşı koruyucu etkisi sıfırlanabiliyor:

Diyabeti olan kişiler olmayanlardan en az iki kat daha fazla kalp hastalığı veya beyin kanaması riski taşıyor. Yapılan araştırmalar düzenli olarak alınan Aspirin’in ilk kalp krizini diyabet hastalarında önleyici etkisinin olmadığını gösteriyor.

9. Bazı kalp hastaları ve beyin kanaması geçiren hastalar üzerinde ters etki yaratıyor:

Bir araştırma kardiyovasküler hastaların (kalp ve damarla ilgili problemi olan) aşağı yukarı yüzde 30’unun Aspirin’in etkilerine karşı direnç gösterdiğini ve bu direncin Aspirin’e olumlu reaksiyon gösteren kardiyovasküler hastalara oranla tam 4 kat daha fazla kalp krizi ve beyin kanamasına meyilli olduğunu gösteriyor.

10. Aspirin kalp krizini önlemede kadınlarda daha az etkili olabiliyor:

Kadınlarda erkeklerde olduğu gibi kalp hastalıkları yerine, Aspirin’in iskemik beyin atağına karşı koruduğu ileri sürülüyor.

11. Mide problemlerine neden oluyor:

Aspirin ve kortizon kökenli olmayan antienflamatuarlar kullananların gastrointestinal kanama ve mide ülserine yakalanma riskinin çok daha yüksek olduğu biliniyor.

12. Kanama riskini artırıyor:

Kan sulandırıcı ve inceltici olduğu için kan pıhtılaşmasını zorlaştırıyor. Bu da demek oluyor ki; beyin kanaması gibi bir durumda Aspirin kullanımı öldürücü olabiliyor.

Anne Adayları Doğum Sonrası Depresyona Dikkat!

24 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


Doğumdan sonra her 10 kadından biri depresyona giriyor…
24 Mayıs 2010 Pazartesi, 15:54:24
Uzmanlar, doğumdan sonra her 10 anneden birinin depresyona girdiğini belirterek, kadınların bu stresli dönemi kendine zaman ayırarak yenebileceğini söyledi.

Bursa’daki Zübeyde Hanım Doğumevi’nde görev yapan Psikolog Deniz Özcan, doğum sonrası depresyonu her kadının yaşayabileceğini ifade etti. Annelerin doğum sonrasında depresif durum sebebiyle suçluluk duygusu içerisinde bulunduğunu kaydeden Özcan, depresyonun hamilelik sırasında da başlayabileceğini dile getirdi. Doğum sonrası depresyonunun belirtilerinin her kadında aynı olduğunu ifade eden Özcan, “Belirtiler arasında, kendini kötü hissetme ve genelde günlük hayatta olan şeylere karşı isteksizlik bulunmaktadır. Tek farklılık, bu belirtilerin doğumdan sonraki ilk üç ay içinde ortaya çıkmasıdır. Ayrıca anneler, doğumun ardından kendini üzgün, mutsuz, çaresiz ve değersiz hissetme gibi ruh hali içinde de bulunabilir. Annede enerji azalması ve aşırı yorgunluk, uyku bozukluğu, genel yavaşlama, rahatlayamama, cinsel ilişkiden soğuma ve iştahsızlık gibi fiziki belirtiler de görülebilir” dedi.

DEPRESYONDAN UTANMAYIN

Depresyonun fark edilmemesi halinde bunalımın yavaş yavaş büyüyebileceğini söyleyen Özcan, depresyonun utanılmaması gereken bir durum olduğunu anlatarak şunları söyledi:

“Genelde anneler, depresyonun kendi eksikliklerinden kaynaklandığını düşünebilirler. Aynı zamanda, doğum sonrası depresyonu yaşayan kadınların çoğu, bu durumdan utanırlar ve belirtileri başkalarından saklamaya çalışırlar. Doğum yapan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayabilir. Yeni annenin doğum sonrası depresyon riski artar. Ancak bu, her annenin doğum sonrası depresyona gireceği anlamına gelmez. Asla bu durumdan utanmamak lazım”.

DEPRESYONU KENDİNİZ YENİN

Birçok kadın doğumdan sonra daha da duygusallaştığını belirten Özcan, annenin duygularıyla ilgili konuşmasının depresyonu yenmesinde yardımcı olduğunu dile getirdi. Yeni anne için eşi ile konuşmanın zor gelebileceğini ifade eden Özcan, “Ancak anne duygularını sürekli kendine saklarsa, eş de kendini soyutlanmış hissedebilir. Yeni anne bütün gün boyunca yalnız kalmamaya çalışabilir. Yeni annenin arkadaşlarını ve başka anneleri görmeye özen göstermesi onun için rahatlatıcı olabilir. Yeni anne kendisine teklif edilen her türlü pratik yardımı kabul etmelidir. Yeni anne mükemmel ev kadını olmaya çalışmamaya dikkat etmelidir. Evin derli toplu olup olmadığı önemli değildir. Yeni anne yapması gereken işleri asgariye indirmeye çalışmalıdır. Kendisine bir günlük işler listesi hazırlayabilir. Bu liste hem annenin yapacağı şeyleri hatırlamasına yardımcı olur, hem de listede olup da yaptığı şeyleri görerek kendisini daha iyi hissedebilir” diye konuştu.

Yeni annelerin mümkün olduğunca dinlenerek depresyondan kurtulabileceğini kaydeden Özcan, annelerin doğum sonrası kendilerine zaman ayırması gerektiğini sözlerine ekledi.

Astım Hastalarına Müjde!

22 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


Astıma kök hücreli çözüm
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden (DEÜ) bilim adamları, kök hücreyle bronşiyal astım hastalığına çözüm bulduklarını belirttiler.
21 Mayıs 2010 Cuma, 13:32:27
İYTE Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Baran, üniversite bünyesinde kök hücreyle ilgili farklı disiplinlerden bilim adamlarıyla ortak projeler geliştirdiklerini ifade etti.

Vücudun bütün doku ve organlarını oluşturan temel hücreler olan kök hücrelerin kendilerini yenileyebilme, sınırsız bölünebilme, her türlü organ ve dokuya dönüşebilme potansiyelleri bulunduğunu, bu nedenle kök hücrelerin hasarlı doku ve organların tamirinde kullanılmasına yönelik ilgide büyük artış olduğuna dikkati çeken Baran, İYTE bünyesinde kök hücre yoluyla çeşitli hastalıkların tedavisi konusunda projeler yürüttüklerini dile getirdi.

Baran, bir kök hücre türü olan mezenkimal kök hücrelerin doğru sinyaller verilmesi durumunda bir canlıyı oluşturan farklı hücre tiplerine dönüşebildiğini, bu hücreler kullanılarak kemik, kıkırdak, kalp, deri ve sinir hücreleriyle dokuların oluşturulabildiğini dile getirerek, akciğerdeki hasarlı dokulardan kaynaklanan bronşiyal astım hastalığının da bu yöntemle tedavi edilebileceği tezi üzerine araştırma başlattıklarını ifade etti.

DEÜ Tıp Fakültesi Pediatrik Alerji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman, Prof. Dr. Nevin Uzuner ve Uzman Dr. Fatih Fırıncı ile yaptıkları araştırmayla doku hasarı oluşturulan fareye kök hücre uygulandığını ifade eden Baran, şöyle konuştu:

”Bronşiyal astım, solunum yollarının tekrarlayan bir hastalığı olup nefes darlığı, öksürük, hırıltı, hışırtı ve bazen de koyu kıvamlı balgam çıkarmayla seyreden, akut ya da subakut dönemlerle belirlenen bir hastalıktır. Bronşiyal astımın tedavisi için farklı ilaçlar kullanılıyor olmasına karşın halen bilinen kesin bir tedavisi yoktur. Yaptığımız araştırmayla bronşiyal astım modeli oluşturduğumuz farelere uyguladığımız mezenkimal kök hücrelerin, oluşturduğumuz doku hasarının tedavisinde son derece etkili olduğunu ortaya koyduk.”

Doç. Dr. Baran, yaygın bir hastalık olan bronşiyal hastalığın kök hücreyle tedavi edilebileceğinin ortaya konmasına rağmen kök hücrenin insana uygulanması konusunda çalışmaların devam ettiğini dile getirerek, mevcut araştırmalar çerçevesinde kök hücrelerin ilaç gibi kullanımının dahi mümkün olabileceğini ifade etti.

KEMİK UZATMA OPERASYONLARI

Doç. Dr. Baran, yürüttükleri diğer bir çalışmayla kemik hasarlarının da kök hücreyle tedavisinin mümkün olduğunu ortaya koyduklarına dikkati çekti.

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof Dr. Mustafa Yılmaz ve Uzman Dr. Özgür Sunay ile ortaklaşa yürüttükleri projeyle, yağ dokudan elde edilen kök hücrelerle hayvanlarda oluşturdukları kemik hasarının kısa bir sürede tamir edildiğini gözlemlediklerini kaydetti.

Sağlığımızı Tehdit Eden Organik Besinlere Dikkat!

22 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Güncel Haberler, Sağlık


Organik yemek o kadar sağlıklı değilmiş…
İki araştırmacı yüzlerce çalışmayı inceledikten sonra organik besinlerin etkilerinin abartıldığını ortaya koydu.
21 Mayıs 2010 Cuma, 16:40:43
HABERTURK.COM / DIŞ HABERLER

Sağlık açısından değerlendirildiğinde, organik tarımla üretilen ürünler, konvansiyonel tarımla üretilen ürünlerden farklı değil. Fransa’da “Tarım Araştırmaları Ulusal Enstitüsü”nün insan beslenmesi ve besin güvenliği üzerine çalışan iki uzmanının bilimsel bir beslenme dergisinde yayımlanan çalışmalarının sonucu bu.

2003 yılından bu yana yayımlanan yüzlerce çalışmayı detaylı olarak inceledikten sonra Léon Guéguen ve Gérard Pascal şunu tespit ettiler: “Bulgulanan zayıf farklar, organik besinlere, diğer normal besinlere oranla beslenme ve sağlık açısından bir üstünlük vermiyor.”

ZEHİRİ DE KARŞILAŞTIRDILAR AMA…

Geçen yaz, iki İngiliz araştırmacının Yiyecek Standartları Ajansı için yaptığı benzer bir çalışma organik tarımcılar ve organik tarım endüstrisi tarafından ciddi biçimde eleştirilmişti.

Eleştiriler, iki araştırmacıyı, sadece meselenin beslenme boyutuyla ilgilenmekle (mesela pestisitlerin risklerini unutmakla) ve sadece dergilerde yazılı makaleleri dikkate almakla suçluyordu. “Bu tartışmayı noktalamak için, organik besinlerde çok daha az olduğu sanılan zehirli etkiler üzerine gittik ve bu konudaki çalışmaları da dikkate aldık” diyor Léon Guéguen. Ama onların çalışmasında da ibre organik besinlerden yana olmamış.

“Mantıksal olarak organik ürünlerde daha az pestisite rastlıyoruz ama yine de rastlıyoruz” diyor Gérard Pascal ve “Paniğe kapılacak bir şey yok” diye ekliyor: “İki durumda da bulunan içerikler çok zayıf.”

DOĞAL AMA ZARARSIZ DEĞİL

2007’de Fransa’da yapılan bir araştırma, analiz edilen sebze ve meyvelerin yüzde 92’sinin yönetmeliklere uyduğunu ortaya çıktı. Maksimum tortu limitleri (ki bu değer, güvenlik amacıyla, zehirlilik eşiğinden 100 kez düşük tutulmuştur), incelenen sebze ve meyvelerin sadece yüzde 8’inde aşılıyordu. Şunu da not etmek gerekir ki, bazen organik üreticilerin bazı parazitlerle mücadele amacıyla yoğun olarak kullandıkları bakır, kükürt, rotenon (kokusuz böcek/tarım ilaçlarında bol bulunan bir kimyasal molekül) ve neem yağının (organik böcek ilacı) etkileri şimdiye kadar hiçbir araştırmanın konusu olmadı. “Oysa insanların zararsız çünkü ‘doğal’ olduğuna inandıkları bu ürünler, bazı sentez moleküller kadar zehirli olabilirler” diyor Léon Guéguen.

ZIT ÇEVRESEL ETKİ

Organik beslenmenin sağlık açısından pek bir fayda sağlamadığı doğrulansa da, bu tür üretim biçiminin çevresel etkisi küresel olarak daha olumlu. Ama yine zıtlıklar var.

Bir tarım çalışma grubunun çalışmaları, organik tarımın, yeraltı ve yerüstü suların nitrat ve pestisit içeriklerini düşürmeyi başardığını gösterdi. Aynı şekilde, toprağın fiziki ve biyolojik kalitesi iyileşiyor ama bu uygulama uzun vadede, “bazı minerallerin fakirleşmesine yol açıyor ki bu da üretim için sınırlandırıcı oluyor.” Yine, ekolojik tarım yapılan topraklarda biyolojik çeşitlilik daha zengin olsa da, sera etkili gazların azalması ve enerji tüketimi üzerindeki etkisinin ölçülmesi zor görünüyor.

Ama pratikte, organik tarım alanlarının yayılması nedeniyle olumlu etkiler kullanışlı olmuyor. Bunu iyileştirmek için akademisyenler, eğimli havzalar ya da su toplama alanları gibi bazı hassas toprakların organik kullanımını öneriyor. Ama bu biraraya getirme de risksiz değil. “Bugün biyolojik tarım sahaları, onların etrafında konvansiyonel tarım yapan çiftçiler tarafından parazitlerden korunuyor” diyor Léon Guéguen. “Eğer onları aynı alana toplarsak, büyük bir salgın sırasında ürünler ortadan kalkabilir.”

Sigara Paketlerindeki Yeni Uygulama!

22 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Güncel Haberler, Sağlık


Sigaradaki ‘resimli uyarı’ etkili oldu
Sigara yasağı uygulamasından sonra 1 Mayısta hayata geçirilen sigarada resimli uyarı uygulamasının tiryakiler üzerinde önemli etkisi olduğu belirtildi.
22 Mayıs 2010 Cumartesi, 10:39:33
Çıkarılan yönetmelik ve kurul kararları çerçevesinde 1 Mayıstan itibaren sigara ile diğer tütün mamullerinde eski üretimlerin son bulmasıyla sadece üzerinde yazı ve resimli uyarı olan paketleri üretmeye başlayan firmalar, yeni paketleri piyasaya sürdü.

Bu kapsamda bazı firmaların üzerinde yazı ve resimli uyarı bulunan yeni sigara paketleri raflardaki yerini almaya başladı.

Resimli uyarı bulunan sigara paketlerinden hoşnut olmayan birçok tiryaki, marketlerden özellikle üzerinde resimli uyarı bulunmayan sigara paketlerini istiyor.

Merkezi Konya’da bulunan ve sigaranın zararları konusunda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla kurulan Bir Hayalim Var Derneği Başkanı Kadir Dikici, dernek olarak kuruldukları günden bu yana sigaranın zararları konusunda çeşitli kurum ve kuruluşlarda seminerler düzenlediklerini belirtti.

Bu kapsamda bir yıl içinde yaklaşık 5 bin 500 kişiye sigaranın insan sağlığına ve ülke ekonomisine verdiği zararları anlattıklarını ifade eden Dikici, ”Ancak bizim verdiğimiz bu eğitimler bulunduğumuz bölge ile sınırlı kaldığı için çok geniş kitlelere ulaşmıyor. Bu nedenle Hükümet tarafından uygulanan sigara yasağı ve ardından çıkarılan sigarada resimli uyarı uygulamasını önemsiyoruz. Bu uygulamaların, sigaranın zararları konusunda oldukça etkili olduğunu düşünüyorum” dedi.

Dikici, uygulamanın başlamasının ardından kısa süre sonra sigara firmalarının üzerinde resimli uyarı bulunan sigara paketlerini piyasaya sürmeye başladığını vurgulayarak, ”Kapalı mekanlarda sigara içme yasağı sayesinde sigara bırakma eğilimi önemli oranda arttı. Bu yasağın ardından hayata geçirilen sigarada resimli uyarı uygulamasının da sigarayı halen bırakmayan tiryakilerin bu konuda bir kez daha düşündüreceğini umuyorum. Uygulama henüz yeni olmasına karşın çok olumlu duyumlar alıyoruz. Sigara paketlerindeki resimlerden etkilendiklerini, bu nedenle sigarayı bırakmak istediklerini belirten çok sayıda tiryaki, derneğimize gelerek bizden yardım istiyor. Bunlar, şimdiden uygulamanın gelecekte çok olumlu sonuçlar vereceğini bize gösteriyor” dedi.

Sivilce Yapan Yiyecekler!

22 Mayıs 2010 Yazan IstanbuL  
Kategori Sağlık


Hangi yiyecekler sivilce yapar?
Yağlı besinler, genetik faktörler, yanlış cilt bakım ürünleri, derideki bakteri ve mantarlar sivilce oluşumuna yol açıyor.
22 Mayıs 2010 Cumartesi, 14:38:32
Aknelerin en önemli nedeni hormonlardaki değişiklikler, düzensizlikler ve bozukluklar. Ancak yağlı besinler, genetik faktörler, yanlış cilt bakım ürünleri, derideki bakteri ve mantarlar da sivilce oluşumunda önemli rol oynar.

Dermatoloji Uzm. Dr. Buket Pençe, “Kronik bir deri hastalığı olan aknenin ilk aşamasında siyah ve beyaz noktalar (komedonlar) görülürken ilerledikçe kırmızı kabartılar, iltihaplı sarı yeşil uçlu kabartılar, nodüller ve kistler oluşmaktadır. Akneye yağ bezlerindeki sorunlar dışında derideki bakteri sayısındaki artış ve derinin kalınlaşması da yol açar” dedi.

Yıllardır yapılan çalışmalarda, yiyeceklerle akne arasında bir ilişki bulunmadığının ileri sürüldüğünü belirten Dr. Pençe, ancak son zamanlarda bu kanının değiştiğini söyledi ve yiyeceklerle akne arasındaki bağlantı hakkında şunları söyledi.

İNSÜLİN YÜKSEKLİĞİ TABLOYU KÖTÜLEŞTİRİR

“Son yıllarda eski çalışmalardaki hatalar gösterilerek yine bu ilişkinin üzerinde durulmaya başlandı. Yüksek glisemik yükün akneyi artırdığı, insülin yüksekliğinin uzun sürmesinin akneyi kötüleştirdiği, aşırı yağlı yiyeceklerin akne oluşturduğu gösterilmiştir. Bu çalışmalara göre, insülindeki yükseklik polikistik over hastalığı olanlarda hem hormonları etkileyerek hem de sebum salgılayan hücreleri büyüterek akneyi etkilemektedir. Başka bir grup araştırmacıya göre ise süt proteini allerjisi, yağ bezlerinin ağzını tıkadığı gibi sütün kendisi de akne nedeni olan bazı hormonlar gibi etki etmektedir. Süt ve karbonhidrat alımının azaltılması veya kesilmesi ile akne de azalmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları gibi yağlı yiyecekler, süt, tatlı, çikolata ve kızartmaların akneyle ilişkili olduğunun kesinleşmesi için yapılan yayınlar devam etmektedir.”

Sonraki yazılar »

Aşk aşk şiirleri aşk şiirleri aşk şiileri